Reklam

Sanat bazen bir sahnede hayat bulur, bazen bir caddenin ruhuna karışır, bazen de yıllar geçse bile bir şehrin hafızasında yaşamaya devam eder. Kültürel üretimin yalnızca ortaya konan eserlerden ibaret olmadığını; insanlara, sokaklara ve zamana bıraktığı izlerle anlam kazandığını düşündüğümüzde, bazı yolculuklar çok daha özel bir hâl alır. Sanatın dönüştüren, birleştiren ve yaşatan tarafına dair samimi bir sohbet sizleri bekliyor. Bu çok özel röportajın konuğu ise, sanat yolculuğu ve üretimleriyle dikkat çeken Müslüm Ulutürk. Bu röportajımızda; sanatın şehirlerle kurduğu görünmez bağı, kültür üretiminin perde arkasını, yıllara yayılan emeği ve bir kentin belleğinde yer eden hikâyeleri konuşuyoruz.

Sizi biraz tanıyabilir miyiz?

Reklam

22 Şubat 2003 yılında Konya’da doğdum, aslen Eskişehirliyim. İlk ve orta öğrenimimi Eskişehir’de tamamladım. Hali hazırda Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri bölümü son sınıf öğrencisiyim. 2023 yılından beri ise Quart Tiyatro’yla birlikte oyunculuğa adım attım ve halen ekibimle birlikte sahne almaya devam ediyorum.

Hem oyuncu hem yönetmen olmak sizin için ne ifade ediyor? Bu iki kimlik birbirini nasıl besliyor?

Reklam

Öncelikle böyle yaratıcı ve eşsiz bir ruha sahip bir ekibin yönetmeliğini yapmak çok büyük mutluluk ve gurur aynı zamanda benim için. Yönetmenlik aslında hem oyuncu hem de izleyici gözünden oyunu okuma, anlama ve buna göre oyunu şekillendirme olarak ifade edilebilir diye düşünüyorum. Aslına bakarsanız oyunculuk ile uğraşan birinin yönetmenlik yapması sahnedeki oyuncuları da daha iyi anlamada ve oyunu buna göre yönlendirmede fazlasıyla faydalı olduğu kanaatindeyim.

Sahnede olmakla sahneyi kurmak arasında nasıl bir zihinsel geçiş yapıyorsunuz?

Aslında bu iki olgu da oldukça emek ve çaba sarf edilmesi gereken işler. Sahnedeyseniz eğer üzerinize düşen asıl görev canlandırdığınız karakteri oyunun hikayesine uygun bir şekilde , yönetmenin sizden istediği talimatlara uyarak canlandırmak yeterli olacaktır. Şayet oyunun yönetmeniyseniz eğer oyundaki bir sahnenin hatta bir tiradın bile hangi duyguyla , hangi tonda ,nerede ve hangi anda söylenmesi gerektiğini iyi bir şekilde analiz edip o karaktere hayat veren oyuncu arkadaşınıza bunu en anlamlı şekilde deklare etmeniz gerekir. Kendinizi oyuncunun yerine koyup “ben burada olsam ne yapardım, nasıl bir tepki verirdim ?” Bu mekan gerçekten var olsa şu dekor kesinlikle bu mekanda bulunurdu veya bu dekor burada olurdu gibi sorularla gerçeğe en yakın şekilde sahnenin kurgulanması ve sahnelenmesi gerektiği kanaatindeyim.

Hamlet’in Hayaleti fikri nasıl ortaya çıktı? Sizi bu oyunu yönetmeye iten temel motivasyon neydi?

Hamlet’in Hayaleti fikri ekiple atölye çalışmalarımız esnasında ekibimizin kurucusu ve aynı zamanda oyuncu koçumuz Civan Öztürk hocamızın bir oyun yazmamızı istemesi üzerine şekillendi diyebilirim. Daha sonrasında ise ekip arkadaşlarımız Bersi Öztürk, Buket Ölçensoy ve Özgür Esma Türk oyunumuzu kaleme aldı ve hep birlikte eşsiz bir şekilde sahneye oyunumuzu aktardık. Ekip ruhu ve senaryo özelinde düşünülünce bu işte yer almasam çok üzülürdüm açıkcası. Quart ailemin yazdığı bir oyuna yönetmelik yapmak ise benim için paha biçilmez bir şey”.

Shakespeare evrenine kendi yorumunuzu katarken en çok hangi noktada zorlandınız?

En zorlandığımız nokta, Shakespeare’in trajik dünyasını kendi absürt dilimizle birleştirirken dengeyi kaybetmemekti. Çünkü Hamlet çok ağır bir metin; ölüm, iktidar, ihanet ve vicdan üzerine kurulu. Biz ise bu karanlığın içine mizah, ironi ve güncel bir dil yerleştirdik. Seyirciyi hem güldürüp hem rahatsız etmek istedik. Özellikle hayalet karakterinde bunu çok düşündük; bir yandan komik, bir yandan gerçekten huzursuz edici bir figür olmalıydı.

Yönetmen olarak, oyuncularla iletişiminizde nasıl bir yöntem benimsiyorsunuz?

Öncelikle bir yönetmenin oyun metin akışına ve ruhuna ters olmayacak şekilde oyuncuyu  özgür bırakması gerektiğini düşünüyorum. Bu nedenle oyuncuyu belli bir kalıbın içine sokmaktan ziyade; oyuncu bu karakteri sahnede nasıl yorumlamış?,Metindeki karaktere neler katmış?,Karakterle nasıl bütünleşmiş?,gibi sorularla oyuncunun metni nasıl yorumladığını görmenin önemli olduğu kanaatindeyim. Bu sebeple provalarda oyuncu arkadaşlarımla fikir alışverişi yaparak oyunun ve karakterlerin ruhunu , izleyiciye en güzel en anlamlı ve en doğal haliyle sahneye aktarmaya çalışıyoruz.

Size göre tiyatroda oyunculuk mu yoksa yönetmenlik mi daha belirleyici bir güç?

Her ikisi de demek daha doğru olur. Oyunculuk ve yönetmenliğin doğru şekilde harmanlanması iyi bir tiyatro oyununun da ortaya çıkmasına vesile olur. Aslında tiyatrodaki belirleyici güç iyi bir takım çalışmasının sonucu olacaktır.

Bir oyunun ruhunu ortaya çıkaran asıl unsur sizce nedir?

Oyuncuların karakterlerle bütünleşmesidir diye düşünüyorum. Çünkü karakterle bütünleşen ve karakteri yaşayan bir oyuncu izleyiciye de en gerçek ve en anlamlı şekilde oyunun ruhunu da yaşatacaktır.

Oyunculuktan yönetmenliğe uzanan yolculuğunuzda sizi en çok dönüştüren an neydi? 

“Aslında hem oyunu hem de oyuncuları izleyici bakış açısıyla daha çok gözlemlemeye çalıştım. Bu özellikle yönetmenliğe yeni başlayanlar için uygulanması gereken bir bakış açısı. Bir iş ortaya çıkarıyorsunuz ve bu işin izleyici de yer bulabilmesi için o bakış açısıyla onların beklentilerini ve o eleştirilsel bakış açısını mutlaka göz ardı etmemek gerekiyor”.

Gelecekte kendinizi daha çok sahnede mi, yoksa sahnenin arkasında mı görüyorsunuz?

Çok klişe olacak ama “Gelecek ne getirir bilinmez ?”Elimden geldiğince sevdiğim iş olan oyunculuğu, “Quart” gibi şahane bir ekiple en güzel şekilde yapmaya devam ediyorum. Gelecekte de umarım bu alanda daha da başarılı işlere imza atmak ve Türk tiyatrosuna faydalı olmaya devam etmek en büyük temennim.

Son Olarak Bu Güzel Röportajı Okuyacak Olan Sanatsal Faaliyetler Takipçilerine Söylemek İstediğiniz Bir Şeyler Var Mı?      

Mustafa Kemal Atatürk’ün güzel sözüyle sözlerimi noktalamak istiyorum: “Bir millet sanattan ve sanatkardan mahrumsa tam bir hayata malik olamaz. Böyle bir millet bir ayağı topal, bir kolu çolak, sakat ve alil bir kimse gibidir. Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş olur.

Genel Yayın Yönetmeni : Murat Karakaş

S
Sanatsal Faaliyetler

Kültür sanat gündeminden notlar, yorumlar ve haberler.