Kimi için bir sahne, kimi için bir meslek “Tiyatro” ; ama bazıları için başlı başına bir aşktır. Işığın ilk yandığı anda başlayan, perde kapanana kadar süren ve aslında hiç bitmeyen bir bağ… Sanatın tek bir alana sığmadığını düşünen, üretimini farklı disiplinler arasında dolaştırarak zenginleştiren bazı isimler var. Bu röportajımızın konuğu İbrahim Çeçen Üniversitesi Resim Öğretmenliği bölümünden mezun olan; tiyatrodan resme, müzikten yazarlığa uzanan çok yönlü bir üretim pratiğiyle dikkat çeken Civan Öztürk. Onun için sanat, yalnızca bir ifade biçimi değil; aynı zamanda bir düşünme, sorgulama ve anlatma yolu. Eskişehir’de kurduğu Quart Tiyatro ise bu çok katmanlı üretimin en somut karşılıklarından biri. Sahnenin hem önünde hem arkasında aktif rol alan sanatçı; oyunculuk, yönetmenlik, eğitmenlik ve oyun yazarlığı gibi farklı kimlikleri bir arada taşıyarak, ekibiyle birlikte özgün metinler ve sahne yorumları ortaya koyuyor. Tiyatroyu yalnızca bir performans alanı olarak değil, kolektif bir üretim ve paylaşım zemini olarak ele alıyor. Biz de bu röportajda; kendisinin sanat yolculuğunu, farklı disiplinler arasında kurduğu bağı, Quart Tiyatro’nun kuruluş hikâyesini ve üretim süreçlerinin perde arkasını konuştuk. İlham kaynaklarından sahneye uzanan bu yolculukta, sanatın onun hayatındaki yerini ve geleceğe dair hayallerini keşfetmeye çalıştık. Hazırsanız çayınızı, kahvenizi yanınıza alıp bu keyifli sohbeti okumaya başlayabilirsiniz.
Öncelikle Sizi Tanımayan Sanatsal Faaliyetler Takipçileri İçin Bize Biraz Kendinizi Tanıtır Mısınız?

“Ben Civan Öztürk. Sanatın her alanında üretmeye ve var olmaya, var olurken bu yolda paydaş hayallerde olan genç arkadaşlarıma yollar inşa etmeye çalışan bir sanatçıyım. Resim öğretmeni olsam da 18 yıldır tiyatro yapıyorum. 19 yaşımda ilk kitabımı yazdım, üç kitabın yazarıyım. Şarkı söylüyorum, dizi senaryoları ve tiyatro oyunları yazıyorum. 6 yıldır aktif olarak beyaz perdede ve siyah ekranda projelerde oyunculuğun olduğu her mecrada üretmeye çalışıyorum. Sosyal medya fenomeniyim aynı zamanda, skeç tarzı kısa videolarla içerikler üretiyorum”.
“Nayır Nolamaz” Fikri Nasıl Ortaya Çıktı? Oyunun Yazım Sürecine İlham Veren Olay Veya Duygular Nelerdi?

“Ülkemizin var olan ancak üzerinde kalın bir toz tabakası olan kültleşmiş hikayelerinin, hikaye ve karakterlerini yaşatmayı hep istemişimdir. Bu yüzdendir ki “Şahmeran”, “Gulyabani”, “Eyvah Şeytan” gibi hikayeleri sahneye taşıdım. Yeşilçam’da (Nayır Nolamaz) bunlardan biriydi benim için, hep aklımın bir köşesinde dönüyordu. Daha fazla beklemek istemedim ve hızla kaleme aldım. Daha okuma provasında bile çok gülmüştük, güzel bir iş çıkacağını biliyorduk. Geçmişe nostaljik ama yenilikçi bir göz kırpış, tatlı bir reverans oldu bizim için”.
Oyunun Hem Yazarı, Yönetmeni Hem De Oyuncusu Olmak Size Nasıl Bir Avantaj Ve Sorumluluk Getiriyor?

“Birçok Avantajı var elbette ama yanında dezavantajları da birlikte getiriyor. Örneğin oyunu yazarken ne hayal ettiğimi nasıl imgelediğimi bildiğim için bunu sahneye taşırken de yazım ruhuna en yakın şekilde sahneye kolaylıkla taşıyabiliyorum. Yönetmeni olmanın verdiği konfor ve sınır tanımazlık da oyunun içinde oyunun ruhuna uygun şekilde, karaktere bürünmüş halde istediğim gibi at koşturmama izin veriyor. Bu yüzden de oyun daha organik, daha taklit edilemez oluyor çünkü her oyunda yeni bir domino dizisini harekete geçiriyorum. Arkadaşlarım da benden aldıkları güven ve cesaretle oyunu başka bir seviyeye taşıyor. Ancak dezavantajı da şu ki; herkes rolüne hazırlanır, ruha girerken, ben sürekli tetikte olmak zorundayım. Teknik kısımda oluyor hep aklım. Biletler satıldı mı?, seyirci durumu ne?, oyuncuların eksiği gediği var mı?, dekor kostüm tam mı? gibi gibi. Onlarca küçük detayla aklımın yan sekmeleri hep açık, bu da odağı pasifize edebiliyor bazen maalesef. Yine de durumdan memnunum diyebilirim ama”.
Sanatsal Faaliyetler Takipçilerine Kısaca “Quart Tiyatro” Ve Faaliyetlerinden Bahseder Misiniz ?

“Elbette, seve seve bahsederim. “Quart Tiyatro” dört yıl önce tiyatroya ara vermek istemeyen bir grup arkadaşın bir araya gelip “hadi sahneye doğru filizlenelim” dediği ve minik minik odalarda, bodrum katlarda, bazen apartman dairelerinde atölyeler, provalar alarak bir araya gelip oluşturduğu bir ruh, topluluk. Ancak kısa sürede sürekli aktif olmaktan, üretmekten, temsilden temsile koşmamızdan dolayı hem şehrin gözde ekibi olduk hem de “Özel Şehir Tiyatrosu” sıfatını kazandık. Şu an sezonda hepsi özgün ve bize ait olan “10” aktif oyun sahnede. Aynı zamanda Türkiye’nin ilk ve tek “çocuk doğaçlama” ekibine sahibiz. Çocuklarımız birer usta oyuncu gibi hem yetişkinlere hem de akranlarına doğaçlıyor”.
Seyircinin Dikkatini Canlı Tutmak İçin Hangi Sahne Ve Anlatı Tekniklerinden Yararlanıyorsunuz?

“Tüketimin bu kadar hızlı olduğu “kaydır geç” çağında, seyircinin dikkani aktif tutabilme kısmını yazma aşamasında düşünüp ilk adımı orada atıyorum aslında. Oyunları -ben, babam ve zaman hariç- 70 dakikanın üzerinde tutmuyoruz. Her zaman oyunda bir ritim ve denge oluyor. Türü ne olursa olsun oyunlarımızda her kahkaha sonrası bir durup düşünme sekansı, her dingin kısımdan sonra keyifli bir aksiyon oluyor oyunlarda. Bunu da ustaca işleyip yönettiğimizi düşünüyorum ekip olarak. Ve her oyunda doğaçlama oluyor genelde. İzin veriyorum bunun için oyuncularıma. Bu yüzden her temsil kendine has ve özel oluyor. Seyirci de fark ediyor çünkü her seyirci tepkisi, dışarıdan gelen bir ses, çalan bir telefon, komik gülen bir seyircinin kahkahası, sahnedeki bir kaza, hepsi anlık olarak oyunun içinde yer buluyor kendine ve hikayeye dahil olup bizimle yoluna devam ediyor”.
Türkiye’de Tiyatronun Güncel Durumunu Nasıl Değerlendiriyorsunuz?

“Maalesef çok parlak bir dönem değil tiyatro için. Çünkü ünlü yüzlerin birden sahnelere dönmesiyle bilet fiyatları çok uçuk rakamlara geldi. Daha ulaşılabilir bilet fiyatları olan tiyatro ekipleri de reklam bütçesi yetersizliğinden eriyip gidiyor arada. Var olma çabalarıyla, büyük emekleriyle aldıkları karşılık yeterli olmuyor artık. Bir de devlet tiyatrolarının bilet fiyatları bir kahve parası kadar. O yüzden insanlar ya ünlü izlerim ya da devlet tiyatrosu, şehir tiyatrosu izlerim diyerek diğer özel ve iyi işler yapan amatör tiyatrolara çok fazla şans vermiyor artık. Gözlerimlerim bu şekilde ve üzülüyorum bu duruma. Çok güzel, çok kıymetli işler yapan onlarca ekip, topluluk var. Umarım herkes için çok güzel bir dönem olur”.
Önümüzdeki Dönemde Yeni Projeler Üzerinde Çalışıyor Musunuz?
“Evet birçok proje fikri aklımızda ancak en verimli olacağımız, sürecini en doğru şekilde yürütebileceğimiz ve verimli olabileceğimiz “o” projeye odaklanmak istiyoruz. Şu an sürprizleri bozmak istemiyorum ama yakında güzel haberler gelebilir”.
Kamera Karşısında Oynamakla Sahnede Oynamak Arasında Ne Gibi Farklar Hissediyorsunuz?

“Kamera önü ve tiyatro sahnesi bambaşka bir dünya ancak yine de aynı atmosferi soluduğumuz bir ütopya. Kamera önünde büyük ekiplere, zaman mekan sınırı olmadan ve o sahnenin, duygunun sonsuza kadar kayıt altında kalması çok keyifli. Ancak tiyatro sahnesinde anda kalmayıp anı yaşıyor, yaşatıyoruz. Onun büyüsü hiçbir şeyle kıyaslanamaz. Sahnedeyken ben sahne insanıyım derken, kamera karşıdında diyorum ki kamera oyuncusuyum ben. Ancak her zaman yine de günün sonunda ikisine de yürekten bağlı olduğumu fark ediyorum. Ancak yine de ne olursa olsun tiyatronun ruhu, süresi, kopmadan, dağılmadan ruhta, karakterde kalmak içinizde bir şeylere şekil veriyor, her defasında yeni bir çiçek filizleniyor”.
Sahneye Ilk Çıktığınız Anı Hatırlıyor Musunuz? Neler Hissettiniz?

“İlkokulda, bir köy okulunda, hocamın zoruyla sırf diksiyonumu beğeniyor diye Orhan Veli’nin oyununda Orhan Veli’ye hayat vermiştim. Oynarken, sahneye koyarken, kuliste oyun pişerken değil de selamda alkışları dinlerken içimdeki o “canavar” birbirine değen ellerin şaklamasıyla bir uyandı, bir daha asla uyumadı. Egomun, görünme ve var olma, yaratma güdümün ne kadar sağlıklı bir alanda tatmin olduğunu görünce insan olma adına da içimde bir felsefe baş verdi. Hepsini kucaklayıp bilmem kaç yıllık hayatımda kendime yol arkadaşı yaptım, şimdi hala iyi ki diyorum”.
Oyunculuk Size Kişisel Olarak Neler Kattı?

“Bir şeyler kattı desem yeteri kadar dürüst olamam. Çünkü beni, şu anki Civan’ı var etti. Düşünce yapım, yaratma kabiliyetim, üretme biçimim, yaratıcılığım, içimdeki o küçük hin filozof, sabrım, empati yeteneğim, merhametim ama buna tezat kör vicdanım, insanları var olduğu cirimde sevme kültürüm, belki de hepsi oyunculuk sayesinde. Eğitmen olmam da bunların hepsini belli oranda perçinleyen çok önemli bir faktör”.
Son Olarak Bu Röportajı Okuyacak Olan Sanatsal Faaliyetler Takipçilerine Söylemek İstediğiniz Bir Şeyler Var Mı?

“Aklıma gelen ilk şeyi söyleyecek olursam o da cesaret edin demek olur. Cesur olun demiyorum, her zaman herkes cesur olamayabilir ve zorunda da değil. Ama bir “şey” istiyorsanız en azından bir kere onun için bir şeylere cesaret edin, deneyin! Çünkü yıllar sonra o güne döndüğünüzde neden denemedim pişmanlığı olursa o insanın içinde çok büyük bir yük oluyor. Bedenimiz burda kalsa da ruhumuzla öyle büyük bir yükü gideceğimiz yere götürmemeliyiz. Olmazsa bile en azından keşke deneseydim demek yerine denedim, elimden geleni yaptım ama olmadı demek arasında o kadar keskin ve acı bir fark var ki. O yüzden deneyin, cesaret edin ve o ilk adımı atın bu her neyse. Bana zaman ayırdığınız için teşekkür ederim. Sevgiyle ve sanatla yeşerin”.
Genel Yayın Yönetmeni : Murat Karakaş