Sanatın farklı alanlarında iz bırakan isimlerden biri olan Aynur Mutlucan, tiyatro, dizi ve sinema sahnesinde yıllardır başarıyla yer alıyor. Hem sahnedeki güçlü performansları hem de ekranlardaki unutulmaz rolleriyle tanınan usta oyuncu, sanat yolculuğu boyunca izleyicilere derin duygular yaşatmayı başardı. Biz de bu özel röportajımızda, Aynur Mutlucan’ın hayatına, sanat serüvenine ve kariyerinde dönüm noktası olan anılara yakından bakıyoruz.
Oyunculuğa Nasıl Başladınız?

“Antalya’nın bir ilçesinde yaşıyordum. Kamudan emekliyim. İstanbul’a çocuklarımın üniversite eğitimi için taşındım. Evde oturmak bana göre değildi, ne yapabilirim araştırırken bir ajansın ilanını gördüm ve hobi amaçlı kayıt oldum. Ama işin içine girince “oyuncu olmalıyım ama nasıl?” İlk olarak Kadıköy “HEM” Uygulamalı Tiyatro eğitimi aldım. Dönem dönem değerli hocalarımdan kamera oyunculuğu eğitimi aldım, ajansın oyuncu bölümüne geçmek için audition verdim ve böylelikle oyunculuğa başladım. Cihangir Atölye Sahnesinin açıldığı 2017 yılında Kamera oyunculuğu eğitimi aldım. Muhammet Uzuner ve Gamze hocamın sayesinde Oyun Atölyesine devam ettim. “Asiye Nasıl Kurtulur?” ve “Midasın Kulakları” oyununda yer aldım. Artık oyunculuk benim için de aşk, tutku olmuştu. Bir yandan bir çok dizi ve sinemada yer aldım. Halen eğitim almaya devam ediyorum . Eğitimin, kendimi geliştirmemin sonu yok.. Biraz uzun anlattım ama hepsi de bu sonsuz yolculukta çok önemli benim için”.
İlk Rolünüz Neydi Ve o Deneyim Sizin Için Nasıldı?

“İlk “Pis Yedili” dizisine özel öğretmen olarak gitmiştim. Yılların oyuncuları karşımdaydı. O heyecanımı anlatmak mümkün değil inanın, yüreğim nasıl çarpmıştı”…!
Tiyatro, Dizi Ve Sinema Arasında Sizin Için En Farklı Olan Ne?

“Hiç birini birinden ayıramam. Oyuncunun işi oynadığı karakteri içselleştirir ve hissederek, seyirciye hissettirir. Sadece tiyatro sahnesinde olmak,seyirciyle göz göze olmak ayrı bir heyecan. Anında tepki alabiliyoruz”.
“Kulyas 2: Zikr-i Ayin” Filminde Kullanılan Özel Efektler Ya Da Makyajlar Sizi Nasıl Etkiledi?

“Öncelikle şunu belirtmek istiyorum. Daha önce de korku filmlerinde oynadım ama ilk kez büyücü ve cin olarak yer aldım. Makyözümüz sevgili Yeşim gerçekten işinde çok titiz ve çok başarılı, benim makyajımı yaptıktan sonra aynaya bakınca karşımdaki korkunç ve ürkütücü bir varlıktı, ben kendimden korktum. Kurgusuyla, efektleriyle ve müzikleri ile ortaya çok başarılı bir iş çıkardılar. Herkesin emeğine, yüreğine sağlık. Yunus hocamla, Esma hocamla iyi ki yolum kesişti. Sonsuz teşekkür ediyorum kendilerine, yolları açık olsun”.
En Çok Hangi Türde (Dram, Korku, Komedi, Aksiyon Vs.) Oynamayı Seviyorsunuz?

“Günümüzde tür seçecek durumda değiliz. Yeter ki oynamamıza fırsat verilsin. Ben gerçekten tür ayırt etmem. Oyuncu olarak işim karakteri yaşamak,yaşatmak”.
Bugüne Kadar En Zorlandığınız Rol Hangisiydi, Neden? Rol Seçerken Nelere Dikkat Edersiniz?

“Hiç düşünmeden büyücü ve cin rolü diyorum. Çok zor şartlarda ve korkutucu mekanlarda çekimler yapıldı. Bir de büyücünün o şeytani, sinsi bakışları, mimikleri, büyüyü yaptıktan sonra ki o zafer kazanmış halini yaşamak kolay değidi tabii ki. Rol seçerken karakterin hikayesinin beni etkilemesi önemli ama maalesef hep öyle olmuyor. İnanın bazen yeter ki iş olsun, mesleğimi yapayım diyorum”.
Kendinizi Role Hazırlarken Özel Bir Yönteminiz Var Mı?

“Karakteri içselleştirmek, o olmak için çok fazla teknik var. Gittiğim eğitimlerde, Eric Morris, Chubbuck,
Metod vs. Tekniklerine yer verildi. Hepsinin gittiği yol farklı ama sonuç aynı. Son aldığım eğitimde, hocamın tekniği beni çok geliştirdi, dönüştürdü. Karakteri analiz etme sürecim, öncesi, sonrası ve yaptığım çalışmalar büyük katkı sağlıyor. İyi ki bu yolculukta sevgili,Ayşegül Aydın’la karşılaştım. Sonsuz teşekkürler.”.
Kamera Karşısında Oynamakla Sahnede Oynamak Arasında Ne Gibi Farklar Hissediyorsunuz?

“Bir kere ikisinde de sete ve sahneye çıkmadan önce heyecanlanıyorum. Sahneye adım atınca hepsi yok oluyor. İşime konsantre oluyorum. İkisinde de samimiyet çok önemli. Aslında dizi, sinema ve tiyatro birbirinden farklı. Hem seyirciler, hem de oyuncular yönünden farklı. Önce de söylediğim gibi, tiyatroda her şey seyircinin gözü önünde oluyor. An da kalıp, hiç kopmamamız gerekiyor”.
Bir Film Çekimi Sırasında Yaşadığınız Unutamadığınız Bir Anınız Var Mı?

“Ya hiç sormayın, Bir sinema filmine kızını kaybetmiş bir anne olarak gittim. Kızının ölümünden damadını suçluyor. Sahneye girdik, damat rolünde yönetmenimiz oynuyordu. Bu sahne de tokat atma da var, bana bir kere de çekelim, yüzüm kızarır, şişer devamlılık tutmaz dedi. Ben de tamam hocam dedim. Ben damadı görünce çıldırır ve bir çok hakaretten sonra damadı arka arkaya tokatlarım. Hocamın yüzü nasıl kötü oldu kıpkırmızı inanamazsınız. Hemen buz koymuştuk. Abla elinin bu kadar ağır olacağını düşünmedim diyor. Ben de bilmiyordum hocam dedim… Gerçekten çok üzülmüştüm. bu olayı hiç unutmuyorum ve aklıma geldikçe üzülüyorum”.
Sahneye Ilk Çıktığınız Anı Hatırlıyor Musunuz? Neler Hissettiniz?

“İlk yer aldığım tiyatro oyunu “CAS “oyun atölyesinde Muhammet Uzuner yönetmenliğinde Asiye Nasıl Kurtulur oyunuydu. Tiyatro aşkının tohumları orada atıldı yüreğime ve her geçen gün büyüdü, hala büyümeye devam ediyor. Çocukluğum,gençliğim ve hayatımın büyük bölümü taşrada geçti. Sadece okulun yıl sonu piyeslerinde rol almış ve seyretmiştim. 53 yaşımdan sonra oyunculuk yolculuğum başladı. Şu an çok duygulandım, her an ağlayabilirim. Sahneye adım atmadan önce ki kuliste arkadaşlarımla hepimiz elele heyecanla dakikalarca seyircinin yerlerine geçmeleri sesleri bizi nasıl etkiledi anlatamam… Sonra sessizlik ve kuliste işaretin gelmesi, müziğin başlamasıyla sırayla sahneye girişimiz… Koreografiyle beraber şarkıyı söylerken o kalp çarpıntımız yok olmuş ben farkına varamamıştım bile”.
“Tiyatro Oyun Kutusu” Ailesi İçinde De Yer Aldınız “Tiyatro Oyun Kutusu” Hakkında Neler Söylemek İstersiniz?

“Tiyatro Oyun Kutusu”, sanatı sadece bir sahne performansı olmaktan çıkarıp, izleyicinin kalbine dokunan, düşündüren ve ilham veren bir yolculuğa dönüştüren özel bir topluluk. Kurucusu Serdar Saatman, tiyatroya olan derin sevgisi ve bitmeyen üretkenliğiyle, sanatın dönüştürücü gücünü herkesin hayatına taşımayı başaran vizyoner bir isim. Onun öncülüğünde sahnelenen her oyun, yalnızca bir performans değil; emek, tutku ve samimiyetin birleşiminden doğan eşsiz bir deneyim. Serdar Saatman, sanatı toplumsal bir sorumluluk, kültürel bir miras ve duygusal bir paylaşım alanı olarak gören yaklaşımıyla tiyatro dünyasına büyük katkılar sunuyor. “Eller Havaya Saadet Hanım”, “Kim Ki Bu Şahika” tiyaro oyunlarında rol aldım çok keyifli bir süreçti. “Tiyatro Oyun Kutusu” ailesi içinde alarak ailenin bir ferdi olduğum için mutluyum”.
Seyirciyle Birebir Temas Kurmak Sizin Için Ne Ifade Ediyor?

“Benim oynadığım oyunlar açık biçimdi. Seyirciyle aramızda 4. duvar yoktu. Aramızda belki 1 ya da 1,5 metre vardı. Zaman zaman seyirciyi de oyuna dahil ediyorduk. Karşılıklı alıp verdiğimiz enerji çok güzeldi.Aldığımız alkış,olumlu tepkiler”.
Oyunculuk Size Kişisel Olarak Neler Kattı?

“Bana ilk kattığı farkındalık ve kendimi tanımamı öğretti. Eksik yanlarım tamamlanıyor yavaş yavaş…Okuyorum, araştırıyorum, gözlemliyorum… Kendimi bilmemi,bulmamı,cesaretli olmayı,empati kurmayı öğretti”.
Sanatsal Faaliyetler okuyucularına ne söylemek istersiniz?

“Zorlu bir süreçten geçiyoruz. İnsanlar mutsuz, umutsuz ve kaygılı… Lütfen umutlarınızı kaybetmeyin… Başarı, umutsuzluğun ortasında bile umudunuzu kaybetmemektir. Elinizden geldiğince tiyatroya gidin, sinemaya gidin… Sanat iyileştirir.. Gençlere diyorum ki ; zaman çok hızla akıp gidiyor. Şu an neler olduğunu fark ederek, sevdikleri şeyleri yaparak yaşamaya çalışmalarını öneriyorum. Bol bol kitap okuyun,okudukça yolunuz aydınlanacak… Herkese sevgilerimi gönderiyorum… Sanatla kalın”.
Genel Yayın Yönetmeni : Murat Karakaş


