More
    Ana SayfaELEŞTİRİ“Terapist” Tiyatro Oyununun Yorumu İle Sizlerleyim

    “Terapist” Tiyatro Oyununun Yorumu İle Sizlerleyim

    Sahnede anlatılan yapay zekânın bir metafor olarak kalmadığı; gerçekten yapay zekâ teknolojisinin oyunun bir parçası hâline getirildiği. Tiyatro Kılçık’ın yeni projesi “Terapist” tiyatro oyununu dün akşam Anadolu yakasının kalbi Kadıköy’de bulunan Kılçık Mekan’da izledim.

    Cenk Tunalı’nın Yazıp, Yönettiği iki kişilik (yapay Zekâ ile 3 kişi) oyunda, Cenk Tunalı’ya, Fulden Akyürek eşlik ediyor.

    Oyunun konusuna gelince; evliliklerindeki iletişim kopukluğunu çözmek isteyen Aslıhan ve Mert’in, çareyi yapay zekâ destekli bir ilişki terapistinde aramasıyla başlayan, mizah ve duygusal yüzleşmelerle ilerleyen çağdaş bir oyun. Terapi süreci derinleştikçe çift; geçmiş travmaları, sadakat, güven, sosyal medya maskeleri ve aşkın algoritmalarla ölçülüp ölçülemeyeceğiyle yüzleşiyor.

    Hazırsanız yorumlamaya başlıyorum; yine yeni yeniden benim için neresinden anlatmaya başlayamacağım sıradışı, absürt ama bir o kadar gerçek. Duygulandıran hatta duygusalsanız ağlatan, hayatı sorgulatan, çağımızı sorgulatan, geçmişe özlem duyanlara da hitap eden ve bol bol güldüren bir tiyatro oyunu “Terapist”. Sanırım doğru olan üçüncü şahıstan Yapay Zekâ’dan başlamak; çünkü oyunu ilginç ve özgün kılan detaylardan biri, sahnede anlatılan yapay zekânın bir metafor olarak kalmaması, gerçekten “Yapay Zekâ” teknolojisinin oyunun bir parçası hâline getirilmiş olması. Bu tercih, anlatılan hikâyeyle sahnedeki deneyim arasındaki mesafeyi ortadan kaldırarak oyunun çağdaşlığını daha da güçlendirmiş bana göre. Hadi şimdi fazla spoiler vermeden oyunu metinsel olarak derinlemesine inceleyelim. Terapist, çağımızın en kırılgan meselelerinden birini “iletişimsizlikle yaralanmış bir evliliği”, son derece güncel, zeki ve sahici bir yerden ele alıyor. Aslıhan ve Mert’in yapay zekâ destekli bir ilişki terapistine sığınmasıyla başlayan hikâye, yalnızca bir çiftin sorunlarını değil, modern insanın kendisiyle kurduğu mesafeli ilişkiyi de mercek altına alıyor. Burada benim dikkatimi çeken ise Cenk Tunalı’nın mizahı bir kaçış değil, tam tersine, yüzleşmenin güçlü bir aracı olarak kullanıyor olması. Seyirci, kahkaha ile sessizlik arasında gidip gelirken. Sadakat, güven, geçmiş travmalar ve sosyal medyada inşa edilen “güçlü görünen, kusursuz” kimliklerin ardındaki gerçek duygularla baş başa bırakılıyor. Yapay zekânın soğukkanlı analizleriyle insanın çelişkili, kırılgan ve zaman zaman tutarsız hâli arasındaki karşıtlık, oyunun dramatik gücünü katman katman artırıyor. “Terapist”, asıl soruyu ustalıkla soruyor. Metnin en güçlü yanlarından biri, teknolojiyi ne yücelten ne de şeytanlaştıran dengeli yaklaşımı. Aşk algoritmalarla ölçülebilir mi, yoksa insan olmanın kusurları aşkın kaçınılmaz bir parçası mıdır? oyunda bu ve buna benzer sorular var. Bana göre oyunun duygusal omurgasını oluşturan da sorduğu sorular. Seyirciyi de kendi ilişkilerine dönüp bakmaya davet ediyor. “insan olan” ile “yapay olan” ayrımını bilinçaltında sürekli diri tutması açısından da önemli. Seyircinin hikâyeyle bağ kurmasını kaçınılmaz kılan ise sahne üzerinde kurulan atmosferin sıcak, ironik ve düşündürücü olması. Karakterler karikatürize edilmemiş, son derece tanıdık ve gerçekçi oyunun ritmini diri tutan da bence bu ince dataylar. Metinsel analizi burada bırakıyorum sürprizi kaçmasın.

    Rejiden bahsedelim; oyunun sahne tasarımı, metnin “çağdaş ruhunu” yalın ama anlam yüklü bir estetikle destekliyor. Sahnede yer alan iki tekli koltuk, terapi odasının klasik simetrisini çağrıştırırken, koltukların aralarındaki mesafe, hikayedeki karakterlerin duygusal kopukluğunu görsel olarak da görünür kılmak amaçlı bilinçli konumlandırılmış. Oyunculukları öne çıkaran bilinçli bir tercih olarak dikkat çekiyor. Arka plandaki dijital ekran, oyunun tematik omurgasını güçlendiren en önemli unsurlardan biri. Dijital görsellerin abartıya kaçmadan kullanılması, teknolojinin hikâyeyi gölgelememesini, tam tersine derinleştirmesini sağlıyor. Özellikle ayaklı lambanın yarattığı yumuşak atmosfer, terapi odasının “güvenli alan” hissini desteklerken, duygusal yüzleşmelerde seyirciyi sahnenin içine çekiyor. Günlük hayatın içinden seçilmiş kostümler ise karakterlerin iç dünyasına hizmet eden sade ve gerçekçi bir çizgide.

    Geçelim oyunculuklara; bence “Terapist”, tiyatro olmamakta ısrar eden bir oyun; Oyuncular, sahnede “rol yapan” kişilerden çok, seyircinin yakınına oturmuş iki gerçek insan hissi yaratıyor. Oyunda değilmişiz de sanki daha çok yanlış salona girmişsiniz de bir çiftin özel seansına denk gelmişsiniz hissi yaratıyor. Tam da bu yüzden sahici ve etkileyici. Fulden Akyürek’i daha önce de sahnede izledim karaktere kendinden çok şey katıyor. Bu oyunda da kendinden çok şey katmış Aslıhan’ı canlandırırken; söylenmeyen cümleler, yarım kalan bakışlar ve bir anlık duraksamalar, karakterin iç dünyasını seyirciye fazlasıyla geçirdi. Zaman zaman hiçbir şey olmuyormuş gibi görünen anlarda bile, sahnede bir duygu akışı devam ediyor olması seyircinin dikkatini sürekli canlı tutmasını sağladı. Cenk Tunalı Mert’i canlandırırken ise daha hareketli, daha tepkisel bir çizgide. Yer yer mizahı devreye sokarak ortamı yumuşattı, ancak bu rahatlığın altında bastırılmış bir huzursuzluk olduğu seyirci tarafından net biçimde hissedildi bence. Her iki oyuncu da benim değil seyircinin gözünden bakıldığında muhteşem performanslar sergiledi.

    Sahne önü ve arkası tüm ekibi yürekten kutluyorum. Güncel meselesi, yalın ama etkili kurgusu, dengeli ve özenli sahneleme anlayışı ile seyirciyle güçlü bir bağ kuran “Terapist”; hem düşündüren hem de duygusal olarak iz bırakan nadir işler arasında yer alıyor. Bu oyunu ajandanıza not almanızı, ilk fırsatta gidip izlemenizi özellikle tavsiye ederek yorumumu burada noktalıyorum.

    Genel Yayın Yönetmeni : Murat Karakaş


    CEVAP VER

    Lütfen yorumunuzu giriniz!
    Lütfen isminizi buraya giriniz

    Yeni İçerikler