Kimi için bir yardımcı, kimi için bir tehdit, kimi içinse hâlâ fişi çekilmesi gereken tuhaf bir makine. Hayatımıza hız kattığı kesin; sorularımıza saniyeler içinde cevap veriyor, metinler yazıyor, görüntüler üretiyor, hatta bazen bizi bizden iyi dinliyor. Ama tam da burada durup sormak gerekiyor: Hızlanırken neyi kaybediyoruz? Kolaylaşan her şey gerçekten iyi mi? Ve en önemlisi, düşünme, hissetme ve yüzleşme gibi “insana ait” alanlar bu yeni akıldan nasıl etkileniyor? Yapay zekâ, bilgiyle besleniyor ama vicdanı yok. Hatırlıyor ama unutmuyor. Yardım ediyor ama sorumluluk almıyor. Onu kullanan insanın niyeti kadar masum ya da tehlikeli olabiliyor. İşte bu yüzden “yapay zekâ” meselesi yalnızca teknolojik değil; etik, psikolojik ve hatta sanatsal bir mesele. “Terapist”, tam da bu soruların ortasına düşen bir oyun. Yapay zekânın terapi koltuğuna oturduğu, insanın ise kendisiyle yüzleşmek zorunda kaldığı bir sahne. Güldürürken rahatsız eden, eğlendirirken düşündüren bir karşılaşma… Çünkü bazen en can alıcı soruları bir insan değil, duygusu olmayan bir sistem sorar. Ve cevap vermek zorunda kalan yine biz oluruz. Biz de bu röportajımızda sizleri sahnede anlatılan yapay zekânın bir metafor olarak kalmadığı; gerçekten yapay zekâ teknolojisinin oyunun bir parçası hâline getirildiği. Tiyatro Kılçık’ın yeni projesi “Terapist” tiyatro oyununun yaratıcısı Cenk Tunalı ile samimi ve eğlenceli sohbetin kapısından içeri davet ediyoruz değerli Sanatsal Faaliyetler takipçileri.
Aynı Anda Hem Yazan, Hem Yöneten, Hem De Oynayan Kişi Olmak; Sahnede Özgürlük Mü Sağladı Yoksa Sizi Kendinizle Daha Sert Bir Yüzleşmeye Mi Zorladı?

“Aynı anda oyunun hem yazarı, yönetmeni hem de oyuncusu olmak; açıkçası hem bir özgürlük sağlıyor, hem de bir taraftan aslında zorluyor. Çünkü hem hikayeye çok hakimim, ne anlatmak istediğimi, ne hayal kurduğumu iyi biliyorum. Ama bir yandan da oyuncu olarak onu seyirciye vermeye çalışıyorum. Sahnede seyirciye o duyguları geçirmeye çalışıyorum. O yüzden de hepsini aynı anda yapmaya çalışmak pek tabii ki zorluyor. Zaman zaman dışardan kendime bakmaya çalışıyorum. Zaman zaman bana yöneltilen partnerime yöneltilen oyuna yöneltilen eleştirileri dinliyorum. Her seferinde oyunumuzu daha çok olgunlaştırmaya çalışıyorum. Yüzleşme konusu ise; evet kadın ve erkek ilişkileri olarak bariz bir şekilde var. Yani kadın ve erkek arasındaki diyaloglar, yaşanan ilişkiler,git – geller, duygusal durumlar, çocukluk travmaları, iç çatışmalar, iç aksiyonlar bu oyunda fazlasıyla var. Zaten bu oyununda tadı biraz öyle sanırım. Hem güldüren hem de aynı zamanda kendimizi sahnede gördüğümüz bir oyun olduğunu düşünüyorum”.
Hikaye Ve Karakterin Ana Bağlamını Oluştururken Zorlandığınız Noktalar Oldu Mu?

“Tabii ki bir karakteri yaratmak onu yazıya dökmek kolay değil. Ama o karakteri önce hayal ediyorsunuz sonra; yazıya döktüğünüz an itibariyle, yavaş yavaş o da kendi içinde olgunlaşmaya başlıyor. Aynı bir bebeğin doğması gibi, önce emekliyor, sonra diyaloglarla hayat bulmaya başlıyor. Sonra tekrar başa dönüyorsunuz. Bazı sahneleri çıkartıyorsunuz, bazı sahnelerin çatışmasını güçlendiriyorsunuz, bazı eklemeler yapıyorsunuz, bazı eklemeler yapıyorsunuz. Derken yazı tekniği olarak da karakter belli bir zaman sonra provalarla birlikte sahneye taşındıkça ortaya çıkıyor. Bu yüzden hem zor, hem de çok keyifli bir süreç. Ben bunun için aslında çok tatlı bir ifade kullanıyorum. Bence bir oyunun prova sürecinde ortaya çıkması, karakterlerin inandırıcı olması. Gerçekten o dönem tam bir doğum sancısı”.
Fulden Akyürek İle Çalışma Süreciniz Nasıl İlerledi?

“Fulden, gerçekten çok pratik çok yetenekli ve çok samimi oyunculuğa sahip özel bir partner diyebilirim. Kendisi ile daha öncesinde yine yazarlığını, yönetmenliğini yaptığm Sobe Kabare’nin “Bir Şarkı Bir Kahkaha” tiyatro oyununda tanışmıştık ve yaklaşık bir yıldır tanışıyoruz. Aslında çok da eski değil ama kafalarımız çok uyuştu, enerjimiz çok tuttu diye düşündük. Aynı şeyleri düşünüp paylaşıyorduk. Hatta bunun şakasını yapıyorduk, yine aynı şeyi düşündük konuştuk diye. Mesela ben 4 –5 adet skeç getiriyordum, hep beraber okuyorduk. Ertesi gün gelip bu skeci değiştirdim diyordum. Ben de onun değişmesini isteyecektim senden diyordu mesela ya da bir kısaltma yapıyordum ben de oyunun burasının kısalmasını istiyordum ya da buraya işte şakalara ekliyorum istiyordum diyordu. “burası değişse mi”, “şurası biraz kısalsa mı”, “buraya yeni şakalar eklesek mi” derken… Aynı yerlerde buluşuyor, buna çok gülüyorduk. Karşılıklı olarak oyuna kafayı takmıştık aslında. Birlikte ilerleyelim, birlikte yol alalım, birlikte bir şey üretelim diye. “Terapist” oyununa kısmet oldu. Ben bu anlamda çok mutluyum ve gururla söylüyorum. “Terapist” oyununda yazı dışında aynı zamanda reji anlamında da Fulden’in çok katkısı oldu birçok şey beraber oluşturduk. Zaten tam bir ekip ruhu olduğu için ben oyunu çok samimi geçtiğini düşünüyorum. Tabii ki takdir her zaman seyircinindir. Ama bu hikâye, bizim tam “Kılçık Ruhu” dediğimiz şeyin sahnedeki karşılığı”.
Yapay Zeka’yı Oyun İçin Nasıl Hazırladınız En Çok Bunu Merak Ediyorum?

“Yapay zeka ile ilgili; Birçok araştırma yaptım gerçekten bunu sahneye nasıl taşıyabileceğimi çok düşündüm ve gerçekten birçok araştırma yaptım. Acaba ekranda özel bir robot görseli mi kullansak, sahnede ışıklı bir kolon mu olsa, yoksa bir taş, bir ışık ya da başka bir metaforik nesne mi tercih etsek diye epey kafa yordum. Sonunda yapay zekâyı yalnızca ses olarak var etmeye karar verdim. Çünkü yapay zekâ hayatımızın her alanında zaten görünmeden var: cep telefonunda, bilgisayarda, klimada, otobüste, arabada… Bu yüzden sadece sesi kullanırsam, seyircinin hayal gücünün daha çok devreye gireceğini düşündüm. İşin en matrak tarafı ise şuydu; “Yapay Zeka” oyununu yazarken ve yazdıktan sonra yapay zekaya da yapay zeka oyununu danıştım. Yani kendisiyle ilgili aslında “karakter bir tiyatro oyununda nasıl olmalı?” ya da “nasıl var edebilirim?” ile ilgili fikirler verdi. Yapay zekâyı yazıp, yine ona danışmak bu işin enteresan tarafıydı”.
Metni Yazarken Mi Sahneyi Hayal Ettiniz, Yoksa Sahnede Doğacak Anlara Yer Açmak İçin Metni Bilinçli Olarak Mı Esnek Bıraktınız?

“Ben herhangi bir “Text” yazarken, o textin çok katı kuralları olduğunu düşünmüyorum. “Ben bunu yazdım hiçbir cümlesi değişmez, sahnesi değişmez” diye çünkü sahnenin de bir işlevi vardır. Eğer o sahne kabul görmüyorsa, oyuncuların içine sinmiyorsa, hakikaten oyuna hizmet etmiyorsa, biraz fazla ya da biraz eksikse. Ben o konuda esnek olmayı tercih ederim. Bu benim kişisel duruşum. Bu duruş üzerinden baktığımızda da aslında. Totalde çok daha keyifli, güzel ve çok daha farklı bir iletişim olmaya başlıyor. Çünkü; canlı canlı sahneye çıktıkça prova aldıkça texti değiştirmeye başlıyoruz. Özetle kasıtlı bir şekilde esnek bırakmadım ama her zaman bu kapı açıktı benim için. Hatta provalara başladığımız ilk hafta oyunda dokuz tablo vardı üçünü baştan sona yeni yazdım, üçünde de bayağı değişiklik yaptım. Yani oyunun yarısından fazlasını değiştirdim. Prova öyle devam etti”.
Kendi Yazdığınız Bir Metni Oynarken, “Burayı Yazarken Böyle Düşünmüştüm Ama Şimdi Başka Bir Şey Oluyor” Dediğiniz Anlar Oldu Mu?

“Çok oluyor tabii ki neden? Çünkü; bir hayal kurup yazıyorsunuz. Ama yazar olmak başka bir şey, yönetmen olmak ayrı bir şey, oyuncu olmak apayrı bir şey. Yani yönetmen yazarın kurduğu hayali kendi hayaliyle birleştiriyor sonra oyuncu yazarla yönetmenin kurduğu ve birleştirdiği hayali kendi hayaliyle birleştiriyor. Özetle yazar başlatıyor, yönetmen devam ettiriyor ve aslında oyuncu finalize ediyor. O yüzden de bu süreç içerisinde yazar olarak çok sevdiğim ama yönetmen olarak hiç kullanmadığım sahneler veya diyaloglar oldu. Ya da yönetmen olarak çok inandığım ama oyuncu olarak beğenmediğim lafları değiştirdim. Sonuçta her zaman en önemli “Kural” sahnede kabul ettirebilmek. Bunu sağlayabilmek için, en azından oyuncu olarak kabul edebilmek ve inanmak için bir sürü değişiklik yaptım tabii ki”.
Yapay Zekâ Kavramını Sahneye Taşırken En Çok Kaçındığınız Şey Neydi? Fazla Soğuk Olmak Mı, Fazla Açıklayıcı Olmak Mı?

“Bu aslında yeni nesil bir oyun. Biraz öyle tasarladım, öyle olsun istedim. Tek perde olsun, yapay zekâ gibi güncel bir konu olsun istedim. Bugüne kadar yapay zekâ şaka olarak birçok oyunda kullanıldı. Ama bir sahnede baştan sona bir oyun karakteri olarak ilk defa “Terapist” oyununda kullanılıyor. O yüzden hem güncel olması, yeni nesil işi olması, tek perde olması, farklı bir mizah anlayışının olması. Aynı zamanda hem komedi unsurlarının çok önde olması hem de çok dramatik sahnelerin olması. Dürüst olmak gerekirse ilk başta “bakalım bu oyun nasıl olacak?” dedim. İnsanlar acaba “çok özenti durmuş beğenmedik” veya “olmamış” diyecekler mi?”, “sevmeyecekler mi?” ya da “kabul etmeyecekler mi?”. Ama şu ana kadar 3 oyun oynadık ve her geçen gün biraz daha, biz de öğrene öğrene gidiyoruz. Ve seyirciden çok güzel şeyler duyuyoruz. O yüzden büyük kitleleri olan bir oyun olmasına rağmen, emin adımlarla büyümeye devam ediyor”.
Terapist, İzleyiciye Bir Tiyatro Oyunu İzlediğini Unutturacak Kadar “Gerçek” Hissettiren Bir Yapıya Sahip. Bu Sahicilik Duygusu Prova Sürecinde Bilinçli Olarak Mı Kuruldu, Yoksa Süreç İçinde Kendiliğinden Mi Oluştu?

“Evet; “Terapist” oyununda “Yapay Zekâ” çok gerçek olsun ve seyirci inansın diye tasarlandı. Ve biz onunla hem gülelim, hem de düşünelim, hem de hüzünlenelim ve aslında kendimizle yüzleşelim. “Kadın – Erkek” ilişkilerine farklı yerlerden bakalım. Kendi ilişkilerimizi sahnede yaşayalım ve kendi iç çatışmalarımızla da yüzleşelim diye yapıldı .O yüzden baştan beri inandırıcı olması ve gerçek olması özellikle tercihti”.
Oyunda Yapay Zekâ Yalnızca Bir Tema Değil, Sahnenin Aktif Bir Parçası. Seyirciyle Bu Kadar Doğrudan İlişki Kuran Bir Teknolojiyi Sahneye Taşımak Sizce Oyunun Riskini Mi Artırdı, Gücünü Mü?

“Bence riskini çok arttırdı ama bir taraftan da uyumla ilgili; spoiler vermek istemiyorum ama yapay zekanın insanlarla olan diyaloglarında kendisini de geliştirdiğini biliyoruz. Bunun da biraz nereye gidebileceğini görmüş olduk. Biraz kendimizi de yapay zekâ gözünden gördük. Biraz onu da kendi gözümüzden gördük. Yani bu farklı tarafları bize anlatmaya çalışan biraz ayna tutan aslında bir oyun böyle olsun çok istedim. Aynı Shakespeare’in meşhur sözü gibi “Tiyatro Dünyaya Bir Ayna Tutmaktır Iyinin Iyiliklerini Kötünün Kötülüklerini Göstermektir” der. Burada da böyle bir hikaye var yapay zekâ aracılığıyla aslında kendi hayatlarımızda yüzleşiyoruz”.
Seyirciden Gelen Tepkiler Arasında Sizi En Çok Şaşırtan Veya Düşündüren Geri Dönüş Ne Oldu?

“Bizi çok şaşırtan hem de bir o kadar da hoşumuza giden bir konu aslında; biz sahnede ağlarken ve seyircide bu duyguya kendini kaptırmışken yapay zekânın bir sözüne çok gülmesi ya da bizim iki replik sonra yaptığımız bir şakaya çok gülmesi, bir an o duygudan hemen sıyrılması ama sonra başka bir dramatik sahnede tekrar dolu dolu gözlerle bunu yaşaması. Ben oyunun bu tarafını çok seviyorum aslında. Önemli yazarlardan biri Darıo Fo’nun kaleminde de vardır. Böyle çok çok eğlendiğiniz anda öyle çarpıcı bir söz gelir öyle bir şey söylenir ki; diğer sözler reaksiyon alıyordur ama siz bir anda, aynı anda hem gülüp hem de çok hüzünlenirsiniz. Biraz da olsa o tadı yakaladığımızı düşünüyorum. Bu da beni hem yazarı, yönetmeni olarak. Hem de oyuncusu olarak ayrıca mutlu ediyor”.
Terapist, İlişkilere Dair Net Cevaplar Vermekten Özellikle Kaçınıyor Gibi. Sizce Bu Oyun Bir Çözüm Öneriyor Mu, Yoksa Sadece Doğru Soruları Mı Soruyor?

“Bu oyunda “Erkek tarafı“ değiliz “Kadın tarafı değiliz”. İlişkilerde ahlak bekçiliği yapmıyoruz. Doğru ya da yanlışı göstermeye çalışmıyoruz. Sadece o payı seyirciye bırakıyoruz. Düşünmeye çalışıyoruz, göstermeye çalışıyoruz, yaşadıklarımızı yansıtmaya çalışıyoruz. Bu yüzden de oyunda böyle bir denge var. Örneğin Kadın burada akıllı dediğinizden bir sahne sonra kadının başka bir hatasını görebiliyorsunuz ya da erkek burada haksız dedikten sonra erkeğin başka bir sahnede haklı olduğunu görebiliyorsunuz. O yüzden biz ilişkide doğru ve yanlışı göstermeyi hedeflemedik böyle bir isteğimiz yok. Sadece ilişkileri seyirciye göstermek ve kendimizle yüzleşmek istedik”.
Genel Yayın Yönetmeni : Murat Karakaş


