More
    Ana SayfaELEŞTİRİ“Serco” Tiyatro Oyununu Sizler için Yorumluyorum

    “Serco” Tiyatro Oyununu Sizler için Yorumluyorum

    Aynı zamanda Polis olan oyunun yazarı ve oyuncusu Aziz Eren Çabuk’un daha önce tanıştığı bir evsizin gerçek hayat hikayesinden esinlenerek yazdığı ve aynı zamanda gözleri dolduran oyunculuğu ile yorumladığı “Serco” tiyatro oyununu Sonsuz Tiyatro’da dün akşam izleme fırsatı buldum.

    Aziz Eren Çabuk’un kaleme aldığı, Niyazi Gezer’in rejisiyle sahnelenen tek kişilik tiyatro oyunununda Aziz Eren Çabuk evsiz bir karakteri canlandırıyor.

    Konusunu özetlemek gerekirse; Sercan yani oyunda tanıyacağımız adıyla “Serco” her gün İstanbul’un farklı semtlerinde sokakta yaşayan geçmişinde defalarca kez suça karışmış, ailesi ve eşi tarafından ağır ihanetlere uğramış görenlerin deli, tanıyanların ise veli dediği bir karakterdir. Serco, bu oyunda pek konuşmak istemese de bunun bir tiyatro oyunu olduğunun bilincinde olduğu için yeri gelip sıkılarak yeri gelince de hararetli bir şekilde kendi derdini anlatıp, seyirciyle sohbet eder.

    Hazırsanız yorumlamaya başlıyorum; doğrusunu söylemek gerekirse ki zaten bilenler biliyor. Oyuna giderken konusunu okumadım, daha önce de söylediğim gibi özellikle tek kişilik oyunları izlerken, sahnedeki oyuncunun, beden dili ve diyalogları ile o duyguyu bana bire bir vererek oyunun önermesini anlatması bana büyük keyif veriyor. Öncelikle bu oyundan keyif aldım mı? geneli itibarı ile konusu, rejinin kaliteli ve özenli oluşu henüz taze bir isim olmasına rağmen Aziz Eren Çabuk’un yavaş yavaş parlayan oyunculuğu ile keyif aldığım bir oyun oldu tek şikayetim oyunun süresi sadece 40 dakika.

    O zaman haydi gerçekleri konuşalım; metinsel anlamda oyunun ana teması toplumun kenarına itilen, toplum tarafından dışlanan insanlar. Zalim dediğimiz, zorba dediğimiz, deli deyip alay ettiğimiz ve belki de bizden farklı diye korkarak yanına yanına yaklaşmadığımız “farklı” gördüğümüz insanlar. Elbette haklıyız “Tinerci zorbalığı”, “sürekli abi yada abla sokakta kalıyorum bana çorba parası” gibi tacizler bizi rahatsız ediyor. Haksız olduğumuz yer şurası bu insanlar gökten zembille düşmedi onlarda adı üstünde insan. Dışlamak yerine topluma kazandırsak belki bizim için “tehlike” olmayacaklar. Aslında, kenarına itilen, toplum tarafından dışlanan insanlar; insanlığın merkezini en iyi bilenlerdir. Onlar; yargının, önyargının, kalıpların dışına düşmüş ama kalplerinin içini aydınlık tutmayı başarmış kişilerdir. Bir çoğu sessizdir ama derin düşünür; az konuşur ama söyledikleri yankı bırakır. Çünkü dışlanmak, insana iki şey kazandırır: kendini tanımayı ve başkalarının kalbini hissedebilmeyi. Toplumun “farklı” gördüğü bu insanlar, hayatın en gerçek renkleridir. Onlar olmasa dünya sadece siyah ile beyaz arasında sıkışıp kalırdı. Oysa onların varlığıyla birlikte, empati, yaratıcılık, dayanışma ve özgünlük yeşerir. Ve Her dışlanan insan, aslında bir hikâye taşır. “Serco” aslında cesaretin, direncin ve yeniden ayağa kalkmanın hikâyesi.

    Rejiden bahsedelim kısaca; “Serco” metni bakımında bir hayli oldukça sert deyim yerindeyse tuğla gibi baş yaran, bıçak gibi keskin. Rejisel açıdan bakıldığın da bire bir yaşanmış gerçek bir hikayeyi olduğu gibi yumuşatmadan, salt, yalın tabiri caizse çıplak biçimde sahnelenseydi benim açımdan yine keyif alacağım bir oyun olurdu. Ancak genel tiyatro seyircisi açısından bakıldığında itici, sıkıcı belki de seyircilerin genelinin “bu nedir arkadaş ya?” diyebileceği bir tiyatro olurdu bana göre. Oyunun yönetmeni Niyazi Gezer  tam bir tiyatro adamı olduğunu bir kez daha ispatlamış. Rejisel anlamda oyunun akışına bayıldım diyebilirim. Sahne tasarımı olabildiğine sade tutmuş, oyuncu kostümünü konsepte uygun ayarlamış. Işık düzenine ve dış seslere gereken özeni göstermiş dekor olarak az ve öz her şey vardı sahnede. Gelelim en cafcaflı kısma yumuşatma kısmına bu oyunda seyirci ile oyuncunun sınırlarının olmadığı bir reji uygulamış, hatta zaman zaman birbirine karıştığı yumuşatılmış bir reji. Niyazi Gezer yalnızca sahnede değil, salonun her köşesinde nefes alan bir anlatım tercih etmiş. Dolayısıyla; oyuncu anlatan olmaktan çıkıp, yaşatan olmuş. Seyirciyi de yalnızca izleyen değil, hisseden, katılan bir varlığa dönüştürmüş.

    Oyunculuğu da kendimce sizler için değerlendireyim; Oyunun başladığı ilk andan final anına kadar büyük bir dikkatle izledim. Henüz ikinci temsil olduğundan Aziz Eren Çabuk’un heycanı daha sahneye girdiğinden itibaren gözlerinden okunuyordu. Girişte bir tık heyecan kaynaklı duygu geçirme konusunda zayıftı. Ama hikaye ilerledikçe duygu aktarımı öyle üst bir seviyeye çıktı ki anlatılmaz yaşanır. Ülkemizde hala sanatın var olduğunu ve hala bir şeyler üretmek için gece gündüz tiyatro için çabalayan insanlar olduğunu görmek beni son derece memnun ediyor. Ben şahsen Aziz Eren Çabuk’u izlerken öyle büyük bir keyifle izledim ki süreni kısa oluşunu oyüzden şikayet ettim.

    Gidilip görülmesi gerektiğini, izleyen seyircilerin pişman olmayacağını düşündüğüm “Serco” tiyatro oyununu not alın ve izlemeyi ihmal etmeyin bence.

    Genel Yayın Yönetmeni : Murat Karakaş

    CEVAP VER

    Lütfen yorumunuzu giriniz!
    Lütfen isminizi buraya giriniz

    Yeni İçerikler