Tiyatro, sadece sahnedeki oyuncudan ibaret değil; o perde her açıldığında, görünmeyen birçok elin emeğiyle hayat buluyor. İşte bu röportajımızın konuğu da on parmağında on marifet olan o isimlerden biri, Taha Aykın; oyunculuğun büyüsünü sahnede yaşarken, sahne arkasında da tiyatronun ayakta kalması için alın teri döküyor. Kendisini sadece bir oyuncu olarak tanımlamak yetersiz kalır, bir emekçi. Tiyatronun ruhunu hem sahne önünde hem de sahne arkasında taşıyanlardan. Gelin, bu çok yönlü tiyatro insanının hikâyesine birlikte kulak verelim.
Sizi Tiyatroya Yönlendiren Şey Ne Oldu Hayatınızda?

“Küçük bir ilçede büyüdüm. Çocukken yazmaya ve oyun oynamaya çok hevesliydim. Evde, sokakta kendi küçük hikayelerimi kurar, arkadaşlarımla rol yapardım. Tiyatro benim için hep hayal kurmanın, kendimi ifade etmenin en güzel yolu oldu. Oyunlar, yazdığım kısa metinler bana kendi dünyamı keşfetme fırsatı verdi. Küçük yerimizde imkanlar sınırlıydı ama o hayal gücüyle tiyatroya olan tutkum hiç azalmadı. Daha sonra sahneye adım attıkça, o hevesin hayatımın en büyük parçası olduğunu anladım. Tiyatro sayesinde kendimi, insanları ve dünyayı daha iyi anlama şansı buldum. O yüzden tiyatro benim için hem çocukluk hayalim hem de hayatımın gerçekliği oldu”.
Sanata Olan İlgi Hangi Ülkede Daha Fazla Size Göre Türkiye’de mi? Avrupa’da mı?

“Bence bu sorunun net bir cevabı yok çünkü sanata olan ilgi birçok faktöre bağlı olarak değişiyor: eğitim sistemi, ekonomik durum, kültürel alışkanlıklar ve devlet desteği gibi. Ama genel bir değerlendirme yapmam gerekirse, Avrupa’nın sanata olan ilgisinin daha sistemli ve yaygın olduğunu söyleyebilirim. Avrupa’da insanlar sanatı günlük yaşamlarının bir parçası haline getirmiş durumda. Müzeler, galeriler, tiyatrolar sürekli dolu; çocuklar çok küçük yaşta sanatla tanışıyor. Üstelik devlet bu süreci ciddi şekilde destekliyor. Sanatçılar için fonlar, burslar, bağımsız üretim alanları çok daha ulaşılabilir. Türkiye’de ise son yıllarda sanata olan ilginin özellikle genç kuşakla birlikte ciddi biçimde arttığını görüyoruz. Büyük şehirlerde sergilere, tiyatrolara, alternatif sanat etkinliklerine olan katılım çok daha görünür hale geldi. Gençler özellikle dijital sanat, grafik tasarım, çağdaş sanat gibi alanlara çok açık ve yaratıcı. Fakat ne yazık ki sistemsel olarak hâlâ bazı eksikler var. Devlet desteği sınırlı, bazı bölgelerde sanata ulaşım hâlâ zor, ekonomik koşullar da üretimi kısıtlayabiliyor. Yani nicelik olarak Avrupa önde olabilir, ama Türkiye’de de çok büyük bir potansiyel ve yükselen bir enerji var. Bu enerjinin desteklenmesiyle Türkiye’de sanatın çok daha güçlü bir yer edinmesi mümkün”.
Edebiyatla Aranız Nasıl?

“Edebiyatla aram hep iyi olmuştur. Özellikle toplumun içinden çıkan, insanı olduğu gibi anlatan yazarlara ayrı bir ilgim var. Bu yüzden Rıfat Ilgaz’ın yeri bende çok ayrıdır. Eserlerindeki sade ama derin anlatımı, insanı doğrudan yakalayan bakış açısı bana hep ilham vermiştir. Ilgaz, toplumun alt katmanlarını, sıkışmışlıkları, küçük insanların büyük hikâyelerini o kadar samimi ve gerçek anlatır ki; onun yazdıklarını okurken sadece bir hikâyeye değil, bir dönemin ruhuna da tanıklık edersiniz. Mizahı da vardır, hüzünü de… İşte bu denge beni hep etkilemiştir. Kısacası, edebiyat benim için sadece bir keyif değil, aynı zamanda insanı ve dünyayı anlamanın en güçlü yollarından biri. Özellikle Rıfat Ilgaz gibi kalemlerin bıraktığı izler, bugün bile yol gösterici oluyor bana”.
Neden Tiyatro?

“Çünkü tiyatro, insanın insana en doğrudan temas ettiği yer. Sahnedeki bir bakış, bir sessizlik, bir nefes bile bazen sayfalarca yazıdan daha fazlasını anlatabiliyor. Benim için tiyatro, sadece bir sanat dalı değil; bir yüzleşme, bir paylaşım, bir hafıza alanı. Ayrıca tiyatroda anlık bir gerçeklik var. O an sahnede ne oluyorsa, izleyiciyle birlikte yaşanıyor ve bitiyor. Her oyun biricik, her an tekrar edilemez. Bu da tiyatroyu çok özel kılıyor. Ve en önemlisi: sahnede olan her şey canlı, sahici, filtresiz. Toplumsal meseleleri, insanın iç dünyasını, bazen acı bazen umut dolu hikâyeleri anlatmanın en güçlü yollarından biri bence tiyatro. O yüzden hep içime en çok dokunan, beni en çok dönüştüren yer orası oldu”.
“Oda Tiyatrosu” İçinde Yer Almak Nasıl Bir Duygu?

“Burası sadece oyunların sahnelendiği bir yer değil; aynı zamanda birlikte düşündüğümüz, ürettiğimiz, tartıştığımız, bazen sustuğumuz ama her zaman hissettiğimiz bir alan.Oda Tiyatrosu’nun samimiyeti, sadeliği ve seyirciyle kurduğu o doğrudan ilişki, insanı hem sahnede hem hayatta daha dürüst olmaya zorluyor. Büyük dekorların, görkemli ışıkların değil; insanın, metnin ve anın ön planda olduğu bir tiyatro anlayışı var burada. Bu da bana kendimi gerçekten “tiyatronun içinde” hissettiriyor”.
Tiyatronun Hayatınızdaki Yeri Nedir?

“Tiyatro benim için bir meslekten çok bir nefes alma biçimi. Hayatın karmaşasında, koşturmacasında, kalabalıklarında bazen insan kendini duyamaz ya… Tiyatro o sesi yeniden duymamı sağlıyor. Sahneye çıktığımda, kendi hayatımın dışına çıkıp başka bir ruhun, başka bir hikâyenin içine girmek bana hem büyük bir özgürlük hem de derin bir sorumluluk veriyor. Tiyatroyla birlikte hem kendimi daha iyi tanıdım, hem insanları… Empati kurmayı, dinlemeyi, sabretmeyi, görmeyi öğrendim. Hayatta her şey geçici ama tiyatronun bana kattığı duygular kalıcı. Bir repliğin içindeki ağırlığı, bir sessizlikteki anlamı, bir bakışın değiştirebileceği dünyayı başka hiçbir yerde bu kadar derin hissedemiyorum. O yüzden tiyatro benim için sadece bir sanat değil; kendime tuttuğum bir ayna, hayata karşı bir duruş ve her seferinde yeniden doğduğum bir yer”.
Türk Seyircisinin Tiyatro Ve Sahne Sanatlarından En Büyük Beklentisi Nedir Sizce ?

“Bence Türk seyircisi sahnede öncelikle samimiyet arıyor. Gerçekten anlatacak bir derdi olan, içten gelen, yüzeyde kalmayan oyunlara çok daha güçlü bir bağ kuruyor. Yani seyirci, sadece eğlenmek ya da vakit geçirmek için değil; bir şey hissetmek, düşünmek, hatta bazen yüzleşmek için geliyor salona. Bir de bizde tiyatro hâlâ bir birlikte yaşama hali gibi. İnsanlar sahnede kendinden bir parça görmek istiyor. Bazen bir mahalle duygusu, bazen bir anne, bazen bir toplumsal yara… Ne olursa olsun sahnede kendi hayatına dair bir iz arıyor seyirci. Aynı zamanda seyircinin ciddi bir yenilik ve cesaret beklentisi de var artık. Yeni anlatım dilleri, farklı bakış açıları, alışılmışın dışına çıkan işler seyirciyi heyecanlandırıyor. Kalıpları tekrar eden işlerdense, sahici ve cesur işler çok daha fazla karşılık buluyor. Kısacası Türk seyircisi dürüst, sahici, düşündüren ve dokunan işler görmek istiyor. Sahnede gerçekten bir şey anlatıldığında, o bağ kurulduğunda salonun nasıl dolduğunu hep birlikte görüyoruz zaten”.
Genel olarak Tiyatro Seyircisinin Durumu Hakkında Görüşleriniz Nelerdir?

“Bence son yıllarda tiyatro seyircisi çok güzel bir dönüşüm içinde. Özellikle genç seyircilerin artması, alternatif sahnelere ilginin çoğalması ve yeni anlatım biçimlerine açık bir izleyici kitlesinin oluşması beni gerçekten umutlandırıyor. Seyirci artık sadece izleyen değil, sorgulayan, karşılık veren, oyunun parçası olan biri haline geliyor. Bu çok değerli. Ama tabii seyirci profili şehirden şehre, hatta semtten semte bile değişebiliyor. Büyük şehirlerde tiyatroya ilgi gözle görülür şekilde artsa da, bazı bölgelerde hâlâ erişim sorunu var. Tiyatro salonu olmayan yerlerde insanlar sahne sanatlarını ancak dijitalden takip edebiliyor. Bu da seyir deneyimini sınırlıyor. Bir de genel olarak söylemek gerekirse, tiyatroya olan ilgi dönemsel olarak artıyor ama bu ilgiyi sürdürülebilir kılmak için biz tiyatro yapanlara da çok iş düşüyor. Seyircinin zekâsını hafife almayan, ona saygı duyan, sahici işler yaptıkça izleyici de güven duyuyor ve tekrar geliyor. Özetle, bence Türkiye’de tiyatro seyircisi değişiyor, gelişiyor ve derinleşiyor. Bu değişimi desteklemek için sahneye olduğu kadar seyirciye de özen göstermek gerekiyor”.
Tiyatronun Hangi Özelliği Sizi Etkiliyor?

“En çok etkileyen şey, tiyatronun canlı ve sahici oluşu. O an ne yaşanıyorsa, hem oyuncu hem seyirci birlikte yaşıyor. Hiçbir şey tekrar edilemez, her an biricik. Bu gerçeklik ve anın gücü beni tiyatroya en çok bağlayan şey. Ayrıca bir bakışla, bir sessizlikle bile çok şey anlatabilmesi… Tiyatroda en sade an bile çok derin olabiliyor. Bu yalın ama güçlü anlatım beni hep etkiliyor”.
Son Olarak Bu Güzel Röportajı Okuyacak Olan Sanatsal Faaliyetler Takipçilerine Söylemek İstediğiniz Bir Şeyler Var Mı?

“Sanat, hayatımızı zenginleştiren, bize farklı bakış açıları kazandıran çok kıymetli bir yol. Bu yolda emek veren, izleyen, destekleyen herkes aslında birer değişim elçisi. Sadece izlemekle kalmayın, katılın, sorgulayın, üretin. Çünkü sanat hepimizin sesi, hepimizin aynası. Siz ne kadar sahip çıkarsanız, o kadar güçlenir ve büyür. Bu yolculukta hep birlikte yürümek, paylaşıp çoğalmak dileğiyle”.
Genel Yayın Yönetmeni : Murat Karakaş


