Mardin Nusaybin doğumluyum. Hacettepe üniversitesinde okuduktan sonra İstanbul’a geldim. Sanat camiasına İstanbul’da kitap yazarak girdim. Altı tane kitabım var: İstanbul Yolcusu Kalmasın, Bir Kalem Kırıldı, Onlar Sonra İnsandır, Anahtar, Yasak Öyküler, Beyoğlunda Kadın Olmak. Tabi sinema ve dizi hikayeleri de oluşturuyordum. Sonra tesadüfen Safa Önal hocamızla bir barda karşılaştık. Kitaplarımı okumuş çok beğenmiş. Senden iyi bir komedi yazarı olur dedi ama benim kitaplarımda komedi yoktu; toplumsal içerikliydi. Aman Safa abi yapma ben ne anlarım komediden dedim. Bir iki ay barda senaryo üzerine sohbet ettik. Sonra bir gün telefonum çaldı. Arayan Türker İnanoğlu idi. Kasım, Safa senden bahsetti bir şeyler yaz getir dedi. Birkaç skeç yazdım. Türker İnanoğlu skeçlerimi okuduktan sonra odan hazır gel başla dedi. O şekilde başladım. Üç, dört sene beraber çalıştık. Mahallenin Muhtarları’nı yazdık. Hemen ardından Gazanfer Özcan ile TRT’ye huzurevinde geçen bir dizi yapmıştık. Bağımsız senaryolar da yazdım: İnadım İnat, Kezban Yenge, Muhalif Başkan… Tiyatro oyunları da yazdım: Adam Arıyorum Adam, Mizahımı Elleme Gıdıklanıyorum… Pembe Aslında Siyahtır uyuşturucu içerikli bir oyun. 22 senedir oynanıyor. Kültür Bakanlığı destekli birkaç tane oyunum daha var: Lafını Balla Kestim, Bana Bir Star Lazım. Geçen sezon senin de galasına katıldığın Evdeki Hesap Çarşıya Uymaz adlı oyunum oynandı. Bu sezon için hazırladığım üç yeni oyunun da isimleri sürpriz olsun.
Mozaik bir ülkede yaşıyoruz. Tüm yazarların olduğu gibi benim de malzemem insan. İnsanların egosunu yok edip; onların sevgi, barış, dostluk, kardeşlik içinde olmalarını ön planda tutarak yazıyorum. Onun dışında savaşlar olmasın istiyorum. Bu hırs, öfke, hep banacılık nereye kadar? Ben istiyorum ki herkesin çocuğunun yüzüne bakabilecek cesareti olsun. Dünyayı yok etmek için uğraşıyoruz. Ağaçlara, hayvanlara, kadınlara, çocuklara yapılanları görüyorsunuz. Bunlar neden olsun? İnsan olmak ve insan olma bilincine ermeyi irdeliyorum ve yazılarımda bunları vurguluyorum. Dizilerde ise arz talep söz konusu. Mesela rahmetli Zeki Alasya aradı bir gün hastane dizisi için. Ben, Atay ve İhsan üç arkadaş yazdık. Zeki Alasya, Türker İnanoğlu bir okul. Oradan mezun olduğun zaman her şeyiyle bilirsin. Türker beye Bay sinema derler zaten. Kandemir Konduk ve Safa Önal’dan çok şey öğrendim. Zaten biliyorsun 400 tane sinema filmi sayısız dizileri var. Dizilerde de zaman zaman mesajlar veriliyor ama reyting nedeniyle siparişler de geliyor. Falanca oyuncu ile yada şarkıcı ile anlaştım; buna uygun hikaye yaz deniliyor. Sen de ona uygun bir hikaye yazıyorsun. Yoksa seni arayıp da sende özgün bir hikaye var mı demiyorlar. Bir ara Aşk-ı Memnu, Yaprak Dökümü, Dudaktan Kalbe gibi klasik kitaplar revaçtaydı. Başlayıp biten hikayeleri yazmak senarist için de çok kolaydır. İzleyicilerin de hoşuna gidiyor. Zaten Çalıkuşu’nu bilmeyen yoktur. Yapımcılar da kanallara bağlılar. Örneğin bir kanalda mafya dizisi başlarsa tüm kanallarda mafya dizisi başlıyor. Köy filmi başlarsa tüm kanallarda köy filmi başlıyor. Komedi filmi başlarsa herkes onu yapıyor. Yani senaristin özgün bir senaryo seçme şansı yok gibi. Tabi ki çok güvendiğin bir projen varsa yapımcıya götürebilirsin. Fakat projenin hayata geçip geçmeyeceğine yapımcılardan ziyade televizyon sahipleri karar verir.
Yazmak güzeldir. Sana hayal kurdurur, farklı dünyalar sunar, farklı gezegenlerin kapılarını aralar. Kendine itiraf edemediğin duyguları açığa çıkarır. Biz insanlar sevdiklerimize karşı falan ifade özürlüyüzdür. Örneğin karı koca birisi seni seviyorum derse diğeri ben de seni seviyorum demez. Ben de der geçer. Okumak ve yazmak çok önemlidir. Her gün yazsınlar. Hiçbir şey yapmasalar bile kendilerine yarım sayfa, bir sayfa kadar mektup yazsınlar. Kendilerine mesaj atsınlar. Yeter ki yazsınlar. Yeni yetişen canavar gibi bir gençlik var. Karikatürde, kitapta özellikle de şiirde… İyi senaristlerimiz de, yönetmenlerimiz de var. Bu sektörde farklı sanat alanları çıkıyor tabii ama yazmaktan zarar gelmez. Ne demiş Barış Manço ? Yaz dostum.