Korku sineması tutkunlarının merakla beklediği “Kulyas 2: Zikr-i Ayin”, sadece gerilim dolu sahneleriyle değil, güçlü oyuncu kadrosuyla da dikkat çekiyor. , “Kulyas 2: Zikr-i Ayin”, bu kez izleyiciyi doğaüstü bir kabusun tam ortasına çekiyor. Biz de hem filmi hem de rolüne nasıl hazırlandığını konuşmak üzere filmin baş rolünde yer alan başarılı oyuncu Seda Başayvaz ile bir araya geldik. Gerilim dolu sahnelerin perde arkasını, karakterine nasıl hayat verdiğini ve korku türüne dair kişisel görüşlerini konuştuğumuz bu keyifli sohbete siz de davetlisiniz.
Bu Projeye Nasıl Dahil Oldunuz? Rol Size Nasıl Teklif Edildi?

“Değerli hocamız Metin Kuru önermiş beni Yunus Hoca’ya. Ardından aradılar, görüştük. Yunus Hoca senaryoyu, karakterin taşıdığı derinliği ve filmdeki yerini öyle güzel anlattı ki, daha o anda bir şeylerin içimde kıpırdadığını hissettim. İki farklı türde audition istedi, gönderdim. Role layık bulmuşlar… Bazı projelere sen gitmezsin… o gelir seni bulur. Ve ben Helen’le tanışmalıydım. O bana yazılmıştı. Karanlık bir yoldan geçip, ışığa doğru yürüyen herkesin içinde bir Helen vardır çünkü”…
Canlandırdığınız Karakteri İlk Okuduğunuzda Ne Hissettiniz?

“İlk hissettiğim şey, güçlü bir meraktı. Karakter sadece korku ögeleriyle değil, kendi iç dünyasında da hayli karmaşıktı. O derinliği fark ettiğimde çok heyecanlandım. Senaristimiz Esma Şevik’in kaleminden öyle katmanlı, öyle kırılgan ama aynı zamanda tehditkâr bir karakter çıkmıştı ki… Helen sadece oynanacak bir rol değil, içine girilecek bir ruh hâliydi. Onun geçmişiyle, travmalarıyla, bastırdığı arzularla tanıştıkça, ben de ona yaklaşabildim”.
Korku Türünde Oynamak Sizce Diğer Türlere Göre Daha Mı Zor?

“Kesinlikle öyle… Korkuyu yalnızca oynamakla yetinemezsiniz; onu bedeninizde, zihninizde ve ses tonunuzda yaşatmanız gerekir. Çünkü seyirci, sahici olmayan bir korkuyu hemen fark eder. Seyirciyi dehşete sürüklemek için önce sizin o duygunun içinden geçmeniz gerekir. Bu da hem fiziksel hem de ruhsal olarak oldukça yıpratıcı bir süreçtir. Ama tam da bu yüzden, oyunculuk açısından eşsiz bir meydan okumadır”.
Filmde Sizi En Çok Zorlayan Sahne Hangisiydi?

“Ayin sahnesi… sadece Helen olarak değil, Seda olarak da çok etkilendim. Mekânın derinliği, sahnenin ritüel dili, oyunculukla gerçeklik arasındaki çizgiyi neredeyse sildi. Gerçeklik algımı yitirdiğim anlar oldu. Ne zaman aklıma gelse, içimde tuhaf bir ürperti belirir… Galada o sahne gözümün önünden değil, kalbimden geçti… çok ağladım. İçime işleyen bir şey oldu o sahnede… kelimelerle tarif edemem ama bedende kalıyor bazı roller”.
Gerçek Hayatta Kolay Kolay Korkar Mısınız?

“Dürüst olmak gerekirse, evet… Karanlıktan da korkarım, ansızın değişen bir sessizlikten de.En çok da ruhani olaylara karşı fazlasıyla hassasım. Derler ya; insan bilmediğinden korkar… bence korkmak ayıp değil. Tam tersine, hissetmeye devam ettiğimizin en canlı işaretidir”.
Filmde Sizi Gerçekten Ürküten Anlar Oldu Mu?

“Yönetmenimiz Yunus Şevik’in seçtiği mekânlar, öyle herkesin alalade rahat edebileceği yerler değildi. Ruhani ağırlığı çok yüksek, karanlık, terkedilmiş alanlardı. Helen karanlığın üstüne üstüne giden bir karakter olduğu için, Seda olarak benim için oldukça zorlayıcı anlar yaşandı. Yalnız olduğum sahnelerde, özellikle karanlığa yakın tarafta, setten bir arkadaşım sessizce beklerdi. O varlık bile içimi bir nebze rahatlatırdı. Filmde birçok sahnede yüzümdeki korku ifadesi gerçekten bana ait… rol değil, refleks”.
Korku Filmlerinde Oynamak, Onları İzlemek Kadar Korkutucu Mu?

“Bazen daha bile korkutucu… Çünkü sadece izlemiyorsunuz, o karanlığın içindesiniz. İzleyiciye yalnızca filmin son hali ulaşıyor ama biz, çekim sırasında saatler boyunca o atmosferde kalıyoruz. Karanlık, sessizlik, o anın bilinmezliği… hepsi gerçek gibi üzerinize siniyor. Bazen set sessizliğinde kendi nefesinizi bile duymak ürpertici olabiliyor”.
Filmde Kullanılan Özel Efektler Ya Da Makyajlar Sizi Nasıl Etkiledi?

“Yeşim Vatansever makyajda gerçekten sanatını konuşturdu. Korku sahnelerinin makyajlarını önceden bilmemize rağmen, prova anlarında bile ürktüğümüz oluyordu. Bazı makyajlara hayranlıkla, neredeyse hayretle baktığımız anlar oldu. Saniyeler süren sahneler için dakikalarca, büyük bir titizlikle çalıştı. Bitkin görünmem gereken sahnelerde, yüzümdeki makyajla aynaya bakınca rol kendiliğinden akmaya başlıyordu. Yüzümdeki ifade ve makyaj birleşince karakteri çağırmak daha kolaylaşıyordu”.
Bu Tür Bir Karakterin Psikolojisini Anlamak İçin Nasıl Bir Hazırlık Süreci Geçirdiniz?

“Karakterin geçmişini, bastırdığı korkuları, tetikleyici anılarını zihnimde yeniden inşa ettim. Ona bir geçmiş yazmadan, bir hafıza vermeden canlandıramazdım. Psikolojik gerilim filmleri izledim, benzer travmaları yaşayan karakterlerin tepkilerini gözlemledim. Ama asıl mesele, onun acısını içimde bir yere koyabilmekti. O zaman sesi bana ait değil, kendisine ait oldu”.
Bu Film Oyunculuk Kariyerinizde Nasıl Bir Yere Sahip?

“Bu film benim için bir dönüm noktası oldu. Daha önce hiçbir projede kendimi bu kadar zorladığımı hatırlamıyorum. Hem içsel hem fiziksel olarak dönüşmemi gerektiren bir karakterdi Helen. Sadece rolü oynamak değil, onunla birlikte bir karanlıktan geçmekti mesele. Bazen oyunculuk yalnızca ezber değil, bedensel hafızanı da baştan yazmak oluyor. Bu film bana bunu öğretti”.
Korku Türünde Başka Bir Projede Yer Almayı Düşünür Müsünüz?

“Korku türüne çok güçlü bir projeyle adım attım: “Kulyas 2: Zikr-i Ayin”. Bu evrenin devam projelerinde de yer almak isterim, hocalarım da uygun görürse… Onun dışında, ruhsal derinliği olan, psikolojik boyutu ve hikâye örgüsü güçlü bir projeyle bu türde yeniden yer almak isterim. Korku sadece korkutmak değil; insanın bastırdığı taraflarına aynadır bana göre”.
Gelecekte Hangi Türde Ya Da Hangi Yönetmenle Çalışmak İstersiniz?

“Açıkçası kendimi tek bir türle sınırlamak istemiyorum. Dram, komedi, dönem, aksiyon, sanat filmi… her türde hem var olmak hem de kendimi geliştirmek istiyorum. Konfor alanından çıktıkça insan başka bir katmanını keşfediyor. Oyunculuk benim için sadece sahnede olmak değil; sürekli öğrenmek, dönüşmek ve yenilenmek. Yönetmen ismi vermek istemem çünkü her yönetmen kendi evrenini kurar ve ben her evrende yeni bir Seda olmak isterim. Amacım; Türkiye’den çıkan ama dünyaya ses verebilen bir oyuncu olmak”.
Son Olarak Bu Röportajı Okuyacak Olan Sanatsal Faaliyetler Takipçilerine Söylemek İstediğiniz Bir Şeyler Var Mı?

“Karanlık da bir anlatı biçimidir. Korktuğumuz şeylere gözümüzü kapatmak yerine, onlarla yüzleştiğimizde içimizde ne denli büyük bir ışık taşıdığımızı fark ederiz. Sanat da tam olarak bunu yapar: Görünmeyeni görünür kılar. Hepinizin yolculuğu ışıkla dolsun”.
Genel Yayın Yönetmeni : Murat Karakaş


