Müzik, yalnızca seslerin birleşimi değil; duyguların, deneyimlerin ve hayal gücünün eşsiz bir ifadesidir. Bazı müzisyenler bu dili öylesine ustalıkla konuşur ki, tek bir enstrümana ya da türe sığmazlar. Onlar için müzik bir sınır değil, sonsuz bir keşif alanıdır. Bu hikâye, notaların ötesine geçip kendine özgü bir yol çizen, birden fazla enstrümanla, farklı türlerle ve yaratıcı üretimlerle kendini ifade eden çok yönlü bir müzisyenin içten ve ilham verici yolculuğunu anlatıyor. Sahnenin ışıklarından stüdyo sessizliğine, içsel sorgulamalardan yaratıcı patlamalara uzanan bu serüven, müziğin sınır tanımayan doğasını ve tutkunun dönüştürücü gücünü gözler önüne seriyor. Türkiye müzik sahnesinin çok yönlü isimlerinden biri olan Gökçe Kuran, kariyerine sığdırdığı sayısız başarıyla hem ekranlarda hem de sahnelerde kendine sağlam bir yer edindi. Film ve televizyon projelerine yaptığı özgün müziklerle izleyicinin duygularına tercüman olan Kuran, aynı zamanda bir müzisyen, müzik yapımcısı ve şarkı yazarı kimliğiyle de üretmeye devam ediyor. Alternatif Rock dünyasında ise onu “KurNaz” grubunun karizmatik vokalisti olarak tanıyoruz. Yaratıcı enerjisini hem stüdyoya hem sahneye taşıyan Kuran, duygusal derinliği ve müzikal çeşitliliğiyle çağdaş Türk müziğine benzersiz bir soluk getiriyor. Bu röportajda, Gökçe Kuran’ın ilham kaynaklarını, üretim sürecini, “KurNaz” grubunun hikayesini ve geleceğe dair müzikal hedeflerini yakından dinleme fırsatı bulacağız. Müzikseverlerin olduğu kadar sinemaseverlerin de dikkatle takip ettiği bu çok yönlü sanatçının dünyasına hoş geldiniz.
Müzik Yolculuğunuz Nasıl Başladı? İlk Sahne Deneyiminizi Hatırlıyor Musunuz?

“Müzik yolculuğu 1995 yılında başladı. O zaman bir rock grubumuz vardı. Solistlik yapıyordum hem de gitar çalıyordum. Sahne deneyimi de aslında bu döneme denk geldi. Yine 95 yılında ilk konser deneyimim Çengelköy’de Balık Festivali adı altında yapılan bir festivaldi. 2 gün boyunca orada ciddi bir kalabalığa çalmıştık. Aslında normalde insanlar biraz az seyirci ile başlayıp sonradan kitle artar fakat biz de tam tersi oldu. 1000-2000 kişiye çalıyorsunuz. Tabi dizlerinizin bağı çözülüyor o yaşta”.
Film Ve Dizi Müziğiyle İlgilenmeye Nasıl Karar Verdiniz?

“Aslında bu müzik sevgisi ve grup olayından çok farklı bir nokta. Herzaman ben film müziklerini sevmişimdir. Bunun etkisi sanıyorum film izlemeyi sevmekten geliyor. Tüm bildiğimiz Amerikan Hollywood filmlerini ben daha 7-8 yaşlarında evimin arka bahçesinden yazlık sinemada izlerdim. Bambaşka etkilenir insan küçük yaşlarda izlediği şeylerden. O filmlerin hiçbiri aklımdan çıkmaz benim mesela. Yanlış olsa da küçük yaşlarda yine o kült korku filmlerinin hepsini izledim. “Elm sokağında Kabus”, “Hellraiser”, “IT”, “Hayvan Mezarlığı” bunlar unutamadıklarım. Müzik yaparken film müziğine geçişim ilk belgeselle oldu aslında. Rahmetli Tuncel Kurtiz’in son işi ve seslendirdiği “Çupriya” isimli 30 dakikalık belgeselin yönetmeni Mustafa Çetin hoca bu işe girmeme vesile oldu. O belgesel benim ilk işlerimdendi. “Çok güzel şarkılar yapıyorsunuz grupla bunu da yaparsınız” demesiyle aslında girdik o zamanki ortağım Taner Tınaz ile birlikte. Sonra zaten bu tarz müzik yazımları yapmak ekstra hoşuma gitti tüm prodüksiyon ekibi müzikleri beğenince. Aslında biraz ben girmedim de içine çekildim diyelim 🙂 Zaten film dünyasını seviyordum biraz da vesile oldu. Sonra tabi ki bu işin püf noktaları için çok fazla kayıt ve çalışma yaptım. Olması gereken nasıl olmalı, nelere dikkat edilmeli, teknik tarafı, duygusal tarafı, kamera açıları ile müzik nasıl olmalı, istenilen şey nedir, brief nasıl alınır, film dünyasının kendine özgü teknik dili vs. bunlar için kendinizi yetiştirmeniz gerekiyor. Müzikler yaptıkça sektörde beğenilmeye ve istenilmeye başlayınca da ana işim haline geldi. Sonra ana akım filmler, belgeseller, festival filmleri yapmaya başladım ve öyle devam ediyorum”.
Bir Sahneye Müzik Bestelerken O Sahneyi Nasıl Analiz Ediyorsunuz? Önce Duyguyu Mu, Ritmi Mi Düşünürsünüz?

“Her müzisyen aslında kendi tarzında ve yolunda işe başlar. O an içinde olduğunuz ruh hali bile çok etkilidir ilk notayı bastığınızda. Çünkü o ilk nota veya melodi belirliyor aşağı yukarı tüm işin genelini. Ben öncelikle filmi tek başıma 2-3 kere izlerim. Beni heyecanladıran bölümlerini not alırım. Tabi bu, film elimde ise. Bazen çünkü senaryo aşamasında daha okurken hikayeyi kafamdan müzikleri çalıyorum daha bir kare görsel görmeden. İlk iş aslında benim için tüm filmi anlatacak Ana tema müziğinden geçer. Çünkü Ana Tema yada Jenerik müziği dinlediğiniz an da filmin içindeki tüm dinamikleri ortaya koymalıdır. Filmin bir nevi sinopsisidir, özetidir. Onu duyduğunuzda film ile ilgili tüm hikaye giriş, gelişme, sonuç kafanızda oluşmalı. Filmin izleyicisine vermek istediği duyguyu tüm olarak barındırmalı. En uzun zamanı burada, genel olarak ilk konsept demo oluşturma aşamasında harcıyorum. Ama en zoru da sonra başlar. Her seferinde yönetmene dinleteceğim ilk müzik beni çok heyecanlandırır. Soğuk soğuk terler dökersiniz acaba beğenecek mi, nasıl oldu? Tekrar bir gözden geçirsemiydim? Binbir türlü duygu durumuna düşersiniz ilk dinlettiğinizde size geri dönüş yapana kadar 🙂 Ben biraz mükemmeliyetçiyim o yüzden kendime az da olsa eziyet ediyorum bu dönemlerde. Yeşil ışık geldiğinde yönetmenden süreç zaten hızlıca başlıyor. İlk konsept müziği oturttuğunuzda işin gerisi biraz daha kolaylaşıyor”.
Yönetmenlerle Birlikte Çalışırken Müzikal Anlamda Ne Kadar Özgürlük Tanınıyor Size?

“Aslında genel olarak özgürsünüz. “Spotting Session” dediğimiz bir süreç vardır: Burada yönetmenle birlikte oturur, filmi izlersiniz ve filmin hangi noktalarda müziğe ihtiyacı olduğunu kararlaştırırsınız. Burada yönetmenler fikir vermek için bazı müzikler dinletirler çoğu zaman “Şöyle bir şeyler düşündüm, bu tarz çok hoşuma gidiyor” gibi. Bu yönlendirmeler aslında sizin işinizi kolaylaştırsın, ufak tefek fikir versin diye yapılır yönetmen tarafından fakat ben müzikleri yaptıktan sonra ilk başta dinlettikleri şeylerin tam terslerine onay verirler 😀 Çünkü film müziği bestecisinin sahneye bakışı da aslında yönetmen gibidir. Onların teknik olarak isimlendiremediği şeyleri (Müzikal anlamda) onlara sunmakla yükümlüyüz. Bazen zor sahnelerde 2-3 farklı müzikle yönetmene giderim şimdiye kadar da bir sorun hiç yaşamadım. Bazı yönetmenler ise tamamen sizi özgür bırakır orada da yaratıcılığınızla siz başbaşasınız. Zaten bazen çalıştığınız yönetmenler aynı olduğunda yani aynı yönetmenle 2. veya 3. projeyi yapıyorsanız, sizin iş stilinizi bilirler ve güvenirler sizi kendi halinize bırakırlar. İlk defa çalıştığınız yönetmenle ise bu süreci sağlıklı aşmak zorundasınız. Sonuç olarak şöyle bir durum var: Siz filme müzik yaparken kendinize müzik yapmıyorsunuz. Koca bir ekibin parçasısınız ve filmin ihtiyacı olan şeyi vermelisiniz daha fazlasını değil. Diyaloglara, ses efektlerine, kamera hareketlerine ve yönetmenin istediği duyguya hakim olarak kafanızdaki müziği üretmelisiniz”.
“Kurnaz” Grubunun Kuruluş Hikayesi Nedir? Grubun Adı Nasıl Ortaya Çıktı?

“Kurnaz grubu benim ilk grup arkadaşım Taner Tınaz ile 95 yılındaki kurduğumuz grubun profesyonel kısmıdır. Kurnaz’ın anlamı soyisimlerimizden gelir. KURAN’ın “Kur” u, ve TINAZ’ın “Naz” ı KURNAZ’ı oluşturuyor. 95 yılından itibaren festivallerde ve konserlerde sahne almayı kendi bestelerimizle albüm çıkartma hayali takip etti. Besteler vardı elimde sürekli yazdığım. Taner grubun bas gitaristi ve benimle birlikte aranjesini yapan dostumdur. İki kişi birlikte tüm altyapıları, besteleri ve kayıtları hazırlayıp albüm haline getirdik. Üç albüm yaptık. Tabi iş hayatları, benim film müziği ve solo çalışmalarım onun Antalya’da sahneleri şu an için grubu biraz sakinleştirmiş olsa bile hala zaman zaman konuşup şöyle yapalım böyle yapalım deriz”.
Rock Müziğin Türkiye’deki Yerini Nasıl Değerlendiriyorsunuz?

“Rock müziği Türkiye’de her zaman zordu şimdi daha da zor bana göre. Jenerasyon değiştikçe müzik türlerindeki değişimlerde gözle görülür hale geliyor. Yeni nesil daha farklı şeyler dinleyip deneyimlemek istiyor. Fakat tarzlar zamanla bazen unutulsa da hiçbir zaman yok olmaz. Rock müziğinin hala geniş bir dinleyici kitlesi var. Fakat dediğim gibi hiçbir zaman ana akım olamadı rock müzik. Ya pop oldu, ya arabesk, ya başka bişey ama tam anlamı ile bir numara hiçbir dönem olmadı Türkiye’de. Yaklaştığı zamanlar oldu fakat o dönemler de belli başlı isimleri çıkarttı ki hala onları dinliyoruz. Sonrasında geniş yelpazeye ulaşamadı. Ama ciddi bir kesim, küçük de olsa var dinleyicisi. Zaten o kitle de bu şekilde memnun rock müziğin kendilerine has olmasından”.
Bir Besteci Olarak İlhamı En Çok Nerelerden Alırsınız? Sinema Mı, Doğa Mı, Yaşanmışlık Mı?

“Bir besteci ilhamı hayatın her noktasından almalı. Aslında işimiz gereği çok fazla stüdyodan çıkmasak bile tezat olarak çok çıkmamız gerekiyor çünkü her şeyden beslenmemiz gerekiyor dönem dönem. Bu ikilemi dengede tutmak zaman zaman zor da olsa yapılması gereken şeylerden bir tanesi. Çünkü bir projeden sonra bazen yoğun çalıştıysanız tükeniyorsunuz ve müzik yapmak içinizden gelmiyor :). Tekrar şarj olmanız gerekiyor. Ben bu saydığınız her şeyden ilham alabiliyorum çünkü sinemayı da, doğayı da, yaşanmışlıkları da çok seviyorum. Hayvanları çok seviyorum. Bunların her biri benim için besleyici unsurlar. Bazen sakince oturup hiç bir şey yapmadan bir kahve içip kafamı dinlemek ilham veriyor bana. Ama çok saçma zamanlarda da ilham gelebiliyor. Mesela tam uykuya dalacakken bir anda bir melodi, yürüyüş geliyor beynime saplanıyor. Hemen kalkıp bir şekilde kayıt etmem lazım onu. Telefonu alıyorum ses kaydedicisine mırıldanıyorum unutmayayım diye melodiyi ama o arada beyin komple çalıyor parçayı. Not alıyorum, enstrümanları yazıyorum kağıda, ertesi sabah ilk iş oturup iyi veya kötü kayıt etmem lazım yoksa uçup gidiyor. Öyle harcanan çok parça vardır vallahi 🙂”.
Şu An Üzerinde Çalıştığınız Projelerden Biraz Bahseder Misiniz?

“Şu an Kulyas 2 “ Zikr-i Ayin” için gün sayıyoruz. Onun pr çalışmaları, tanıtımları için uğraşıyoruz tüm ekip olarak. Fakat gelecek birkaç büyük proje var. Şu an onların isimlerini veya içeriklerini vermem doğru olmaz. Ama 2025 sonuna doğru hayata geçecek işler yoğun”.
Gelecekte Gerçekleştirmek İstediğiniz Bir Müzik Projesi Veya Hayaliniz Var Mı?

“Her yeni gelen proje aslında kendini tekrar etmeyen yeni bir hikaye olduğu için “bir sonraki işim aslında hayalim olan proje” olarak bakıyorum ben bu durumlara. Çünkü her birinde ilk defa bir filme müzik yapıyormuşum gibi heyecanlanabiliyorum hala. Ayağı yere basan hayaller kurmaya çalışıyorum. Çünkü kolay gelinmiyor hiçbir iş te belli noktalara. Bunun farkında olmak lazım. Dünyada ses getiren filmlere müzik yapmak isterim fakat dediğim gibi “sen işini mükemmel yap, zaten onlar bir şekilde karşına çıkacak” mantalitesindeyim”.
“Kulyas 2: Zikr-İ Ayin” Türü Korku Haliyle Müzikleri Bir Hayli Zorlamıştır Diye Tahmin Ediyorum Yanılıyor Muyum?

“Öncelikle şunu söylemek lazım. “Kulyas 2: Zikr-i Ayin” tam dediğim gibi ayakları yere basan hayaller kurduğunuzda karşınıza çıkabilecek projelerden bir tanesi çünkü Türk-Amerikan ortak yapımı olan bir proje, dalında bir çok ilke imza atmayı başarmış bir proje, 37 mekan, 2 kıta, 3 eyalet, 4 mevsimde geçen, “Guiness Rekorlar Kitabı” adaylığı yapmış, daha önce ülkemizde örneğine rastlanmamış bir korku filmi serisi. Yönetmen sevgili Yunus Şevik (Çeken Adam), ve Esma Şevik kardeşlerin ilmek ilmek işlediği harika bir yapım ürettik tüm diğer ekip arkadaşlarımızla. Böylesine güçlü ve büyük bir proje, öncelikle mental olarak büyük bir sorumluluk getiriyor sonrasında da çok dikkatli bir çalışma stili ortaya koymanız gerekiyor. Ben müziklerini ve ses tasarımlarını yaptığım için sorumluluğum biraz fazlaydı. Müziklerde mekanların ve olay kurgusunun geçişlerini hissettirmeden verebiliyor olmamız gerekiyordu. Eski dönemlerden başlayıp, şimdiki zamana ilerleyen hikaye örgüsünün içinde müziklerinde aynı yolu izleyip, hikaye içindeki karakterlerin, etnolojik durumların, sahne özelinde sunulabiliyor olması lazımdı. Bunları başardığımızı düşünüyorum. Bu konuda göğsümüzü kabartan geri dönüşler alıyoruz. Bir diğer unsur: Süre olarak üzerinde çok çalıştık ve tabi ki doğal olarak zorlandığımız noktalar oldu. Sinema izleyicilerine daha önce Türk korku filmlerinde yaşamadıkları işitsel ve görsel deneyim sunmayı hedefledik. Tür gereği diğer tarzlardan farklı olarak izleyicileri görsel dünyanın yanı sıra, müzik ve ses tasarımları açısından da etki altına almanız lazım. Çünkü korku filmlerinde bu işitsel dozajı kaçırırsanız bir buçuk saatlik sürede seyirciyi ciddi anlamda yorabilir ve rahatsız edebilirsiniz. Bu bıçak sırtı gibi bir durum. Diğer yandan korku öğelerini de yeri geldiğinde çok güçlü şekilde paylaşmanız lazım. Bu matematiği kurmak, üretim aşamasından sonra onlarca kez sinemalarda test izlemeleri, yeni ayarlamalar vs gibi unsurları gerektirir. Süreci zorlaştıran durumlarda bunlardır çünkü her minik, milimetrik oynama kurduğunuz sistemi bozabilir. Diğer tarzlarda ki filmlerde bu biraz daha esneyebilir fakat burada öyle bir şansınız yok maalesef. Bu detaylı çalışmayı yapmadığınızda sıradanlaşırsınız. Biz sıradan bir korku filmi üretmediğimizden, böyle esnek bir durumumuz maalesef yoktu”.
Son Olarak Bu Güzel Röportajı Okuyacak Olan Sanatsal Faaliyetler Takipçilerine Söylemek İstediğiniz Bir Şeyler Var Mı?

“Başta Sanatsal Faaliyetler ekibine, sonrasında takipçilerinizin herbirine ayrı ayrı teşekkürlerimi sunuyorum”.
Genel Yayın Yönetmeni : Murat Karakaş


