Tiyatro An tarafından sahnelenen “Cihat Tamer İle Bir Varmış Bir Yokmuş” Müzikli Gösterisini dün akşam Bakırköy HOUSE of PERFORMANCE sahnede izleme fırsatı buldum.

Birebir gerçek hayattaki anılardan kısa kısa notlar alınarak kurgulanan, söyleşi ve seyirci ile oyuncu arasında sohbet tadında ilerleyen gösterinin Yönetmen – Sanat Yönetmeni koltuğunda Serkan Budak oturuyor ve aynı zamanda usta oyuncu Cihat Tamer’e eşlik ediyor.

60 yıllık sahne ve ekran yolculuğu, müzik ve şarkılar eşliğinde masal tadında bir nostalji gecesi!
Öncelikle severek izlediğim oyunda Cihat Tamer’i kanlı canlı bir şekilde dik duruşu ve tüm sevecenliği ile karşımda görmek beni mutlu etti diyerek başlamak istiyorum oyunu yorumlamaya.

Genel olarak izlenimlerime geçersek; aslında sahnede izlediğimiz bir tiyatro oyunundan, bir gösteriden veya sahnede anlatılan bir hikâyeden daha çok, zamana karşı tutulmuş bir kayıt gibi ilerliyor. Dile kolay sahnede, beyaz perdede ve televizyonda geçen 65 yıl; yalnızca bir meslek hayatını değil, değişen seyir alışkanlıklarını, dönüşen estetik anlayışı ve halkla kurulan bağı da görünür kılıyor. Halkın kalbinde yer etmiş bir ustanın acı-tatlı yolculuğu, klasik bir biyografi anlatısına yaslanmak yerine; tiyatro, kabare, müzikal, sinema ve diziler arasında dolaşan parçalı bir yapı kuruyor. Bence “Bir varmış bir yokmuş” hissi, nostaljiye sığınmayan, aksine geçmiş ile bugün arasında gidip gelen bilinçli bir anlatı tercihi. Müzik ve şarkılar, oyunun süsü değil, anlatının taşıyıcı unsurları olarak kullanılmış. Bu sayede oyun, sadece anlatılanları değil, yaşanmışlığı da sahneye taşımış. Biz seyirciler dün akşam, bir dönemi izlemekten çok, o dönemin duygusuna dahil olduk. Bana göre bu yapım, ustalığı yüceltirken “ustalığı” vitrine koymayan, geçmişi anlatırken bugünü ihmal etmeyen bir denge kurarak ilerleyen kimi zaman gözleri dolduran, kimi zaman hüzünlendiren, çoğunlukla güldüren, müzikal kısmı ve danslarla eğlendiren bir seyir keyfi. Ayrıca dün farkettiğim çok ince bir detay ise, alkışların neden yıllarca eksilmediğini anlatan bir gösteri değil, neden hâlâ devam ettiğini hissettiren bir sahne yolculuğu.

Rejiden bahsedelim kısaca; Evet rejiye ilk bakışta sahne bilinçli bir yalınlık taşıyor. Solda turkuaz klasik koltuk, koltuğun hemen yanında şeffaf kibar bir masa, ortada siyah örtülü masa ve laptop, sağda modern, sade bir sandalye bu uyum oyunun yönetmeni Serkan Budak tarafından zekice “Klasik–Geçiş–Modern” tarzında tasarlanmış. Işık sahnenin tamamını bir hafıza alanına dönüştürüyor. Anıların, anlatıların canlanıp sahnede dolaştığı oyun için çok doğru bir atmosfer. Sahnedeki nesnelerin her biri ince bir detay, koltukların birbirine benzememesi tesadüf değil. Turkuaz koltuk: geçmiş, anı, konfor, alışkanlık. Ortadaki masa: anlatıcı , arabulucu,hafıza kayıt cihazı gibi çalışıyor. Siyah örtü rejisel olarak iyi bir tercih. Masayı gizlemiyor, aksine bir şeyin üzeri örtülmüş ama tamamen de saklanamamış hissini veriyor. Anlatının tonuyla uyumlu. Sahne çok temiz ve düzenli. Bu, oyunun anlatmak istediği 60 yılın karmaşasına kıyasla fazla kontrollü bir görüntü yaratıyor. Çalan müzikler ve danslar etkileyici.

Geldik yine en zorlandığım bölüme oyunculuğa; genel olarak izlediğimizin kurgusal bir gösteri olduğunu düşünürsek, herhangi bir oyuncunun sahnede kendisini oynaması, ilk bakışta riskli bir tercih gibi duruyor. Çünkü “kendin olmak”, çoğu zaman oyunculuk reflekslerini askıya almak anlamına gelir. Ancak burada tam tersi bir durum söz konusu. Cihat Tamer, sahnede kendisini temsil ederken, yılların biriktirdiği oyunculuk bilgisini geri çekmemiş; aksine onu inceltmiş, sadeleştirmiş, neredeyse görünmez kılmış. Bu performansın asıl gücü, gösterişten bilinçli bir biçimde kaçınmasında yatıyor. Seyirciye “usta bir oyuncu izliyorsunuz” duygusunu sürekli hatırlatmak yerine, deneyimin doğal ağırlığını sahnede taşımasına izin veriyor. Jestler ölçülü, tonlama yer yer gündelik, yer yer sahneye özgü bir berraklıkta. Alkışın neden yıllardır eksilmediğini anlatan bir oyunculuk değil bu; o alkışın bedelini, yükünü ve sürekliliğini hatırlatan bir duruş. Cihat Tamer’in performansı, son derece bilinçli, damıtılmış ve sahneye ait oyunun genel anlatısıyla örtüşen, olgun ve yerli yerinde bir oyunculuk çizgisi ortaya çıkarması açısından ne kadar tecrübeli usta bir oyuncu olduğunun kanıtı.

Sonuç olarak; birebir gerçek hayattaki anılardan kısa kısa notlar alınarak kurgulanan, halkın kalbinde yer etmiş bir ustanın Cihat Tamer’in söyleşi ve seyirci ile oyuncu arasında sohbet tadında ilerleyen “Cihat Tamer İle Bir Varmış Bir Yokmuş” müzikli gösterisinin sahne arkasındaki tüm ekibini de kutlayarak ve bu sezon muhakkak izlenilmesi gereken oyunlardan bir tanesi olduğunu, izleme şansı bulursanız kaçırmamanız gerektiğini düşündüğümü söyleyerek yorumumu sonlandırıyorum.
Genel Yayın Yönetmeni : Murat Karakaş
.


