More
    Ana SayfaRÖPORTAJTürk Sineması Emektarı Yusuf Çetin’in Hayatı Ve Kariyeri İle İlgili Konuştuk

    Türk Sineması Emektarı Yusuf Çetin’in Hayatı Ve Kariyeri İle İlgili Konuştuk

    Sihirli Perde olarak da tanımlanan sinema Türk insanının hayatına ilk kez 14 Kasım 1914’te girmiştir. Türk Sinemasının uzun yıllar önce başladığı yolculuk, bütün ülke sinemaları gibi toplumsal değişimlerin etkisiyle şekillendi ve sinemamız tanık olduğu bütün dönemlerin izlerini hep üzerinde taşıdı. Yapılan ilk gösterimlerin ardından asıl sinema heyecanı Muhsin Ertuğrul’un damgasını vurduğu, 20’li yıllarda başlayan Tiyatrocular Dönemi’nde kendini gösterdi. 30’lu yılların sonuna kadar popülerliğini koruyan Ertuğrul filmleri, Türk sinemasında birçok ilke imza atarak, piyasayı hareketlendirdi. 40’lı yıllardan itibaren tiyatronun hakimiyetinden sıyrılmaya başlayan Türk sineması bir tür geçiş dönemine girdi. Bu dönemde üretilen filmler daha sonra gelecek Sinemacılar Dönemi için bir ön hazırlık gibiydi. Yeşilçam sineması melodramın gücüyle kendi yıldız oyuncularını ve formüllerini yaratırken, seri üretime geçilince bazı seneler 300’ü aşan film sayılarına ulaşıldı. Nostalji yapalım mı? yıllarını sinemaya adamış güzel ve değerli bir insana konuk olduk Yusuf Çetin ile sanatsal faaliyetler takipcileri için sohbet ettik.

    Sizi Tanımayan Yeni Nesile Biraz Kendinizden Bahseder Misiniz?

    “Geçmiş yıllara dönersek 1970’te, aşağı yukarı 53 yıl gibi bir zamandır sinemaya başladım. Bir ömür. Yaşadığımız şeyler bize hayatı çok iyi fark ettirdi. Yani sinemayla birlikte yaşamı biraz daha dört dörtlük yakalamaya çalıştık. Sanat kaçınılmaması gereken halk adına insanlık adına bir mutlaka da yapılması gereken güzelliktir. Sanat yaşamın kendisini estetize etmesidir. Bu doğrultuda da iyi ve kötü yanlarını bir anlamda kara mizah şeklinde insanlarla buluşturup yaşamı görmelerini sağlamaktadır. O anlamda sanatın olmadığı yerde yaşamın olmadığını düşünürüm ben. Aşağı yukarı sanatla birlikte emek mücadelesi vermeye çalıştım. Yaşamım boyunca o mücadelenin içinde oldum. Emek mücadelesi, demokrasi mücadelesi.”

    Sinema Dışında Neler Yaptınız?

    “Bir dönemler on yıla yakın sendika yöneticiliği ve başkanlığı, genel başkanlığı yaptım, “Çağdaş Sinema oyuncuları Derneği”nde denetim kurulu başkanlığı yaptım. “Mezepotamya Kültür Merkezi” denilen bir şirket vardı orada yöneticilik yaptım. Tabi ki yaşarken insanlar siyasetten uzak duramıyor. Doğru olanı düşündüğü zaman arkasına takılıp gidiyor. Ben o dönemlerin baskı altında olan bir halkın en azından temsili edilen, temsilcisi olan bir partide yöneticilik yaptım. Yani o parti Halkın Demokrasi Partisi veya kısaca ”HADEP”. O dönemler benim iki dönem ”HADEP” ten Beyoğlu belediye başkanı adaylığım vardı . Sinemayı da yaşamın bir parçası gibi yüklenmiştik, çok iyi dostlarım, çok can arkadaşlarım vardı. Aşağı yukarı o günden bu güne döndüğümüz zaman bir çok arkadaşımız, kaybettiğimiz dostlar. Her birisinin saygı duyulacak anıları var. Yaşam böyle bir şey. Var oluyorsunuz. Gelişiyorsunuz. Yaşamı kavramaya çalışıyorsunuz. Bu arada dostluklar arkadaşlıklar kuruluyor ve yaşam içinde siz kendinize bir yön çiziyorsunuz o çizmiş olduğunuz yönün size faydaları da oluyor zaman zaman size kaybettirdikleri de oluyor. Bu doğrultuda ben 53 küsür yıl sinema hayatında yapmış olduğum her işten mutluluk duydum”.

    53 Küsür Yıl Dile Kolay Neler Ürettiniz Sanatsal Anlamda ?

    “İrili ufaklı çok çalışmalarım oldu. Aşağı yukarı dört yüze yakın sinema filminde oynadım. Ben yaklaşık 7-8 senedir sinemadan uzağım. Sebebine gelince biraz önce ismini vermiş olduğum ”HADEP” ten belediye başkanı adaylığım döneminde afişlerimin asılması insanların benden uzak durması gibi bir şey çıkardı ortaya. Yani ben o konuda mağduriyet yaşadığımı söyleyebilirim fakat yapmış olduğum işin doğru olduğuna inanarak yaptığım işe devam ettim. Sinemadan uzak kalışıma gelince yani biliyorsunuz şimdi bütün kanallar bir kişinin iki dudağının arasında. Çekilen dizi filmler var. Bizim yaptığımız işi yapan bir çok arkadaşımız var. İzliyoruz. Kendilerini de kutluyorum ayrıca güzel şeyler yapıyorlar. Onların yaptığı şeyi kesinlikle mevcudiyet olarak kendimde buluyorum ama, yani biraz siyasi yönden akıl almaz durumda gelişiyor. Vurdulu kırdılı, kılıçlı buna benzer bir çok şeyler çekiliyor. Tarihi dizi filmler çekiliyor”.

    Neden Yeni Projelerde Uzak Kalmayı Tercih Ediyorsunuz ?

    “Çekilen projelerin bir anlamda çalışanlarına mutlaka katkısı oluyordur ama işte bize göre değil bu işler onun için de uzak kalmaya çalıştım. Yalnız şunu da söyleyebilirim, dediğim gibi bir kişinin iki dudağının arasında olan bu çalışmalarda siz eğer muhalifseniz sizi oynatmıyorlar. Nedenine gelince siz siyasi bağlamda var olan iktidara muhalif kişisiniz. Ve yapılan yanlışları zaman zaman söylemlerinizde, demeçlerinizde, mesajlarınızda söylüyorsunuz. Bunun da ister istemez farkındalığı var. Sizinle çalışmak isteyen arkadaşlara da bu konuda çalışılmaması gerektiğini öneriyorlar. Bu da hiç umrumda değil zaten kendimi emekliye ayırmış durumdayım. Zamanında iyi şeyler yaptık. Yaptığımız şeylerin karşılığı yaşamımıza belli bir güvence getirdik. Bir sıkıntımız yok ama ben gerçekten ülkeme çok üzülüyorum . Sosyal, siyasal yaşamda var olan olumsuzluklar, ekonomik zorluklar. İnsanları aç sefil bırakabiliyor. İnsanlar emeğinden yana bayağı sıkıntılar yaşıyor. Karşılığını alamıyor veya iş bulamıyor. Çoluk çocuğuyla mağduriyet yaşıyor. Bugün artık gündemde barınamama konuşuluyor. İnsanlar artık gerçekten barınamıyor. Yani bir ev kirası baktığın zaman 10 – 15 bin liranın altında değil. Hele İstanbul’da 20 – 25 bin liranın altında değil. Ama insanlar bu mağduriyeti yaşarken gülünç bir şekilde karşılığını alıyor. Emeklilerimizden bahsedersek maalesef içler acısı. Bugün artık biraz önce söylediğim gibi 15-20 bin lira kira. Emekliye 7.500 lira ile yaşa deniliyor. Bunun hastalığı var, eğitimi var, yemesi, içmesi, giyimi, kuşamı var. Ülkeme gerçekten üzülüyorum. Hiç bir şey doğru gitmiyor. Her şey yanlış. Baktığınız zaman yaşamı bir anlamda gasp etmiş durumdalar. Diğer var olan ülkelere baktığımızda, insanca yaşamanın bir zemini onlar için yaratılmış. En azından geleceğe dönük güvenceleri var. Tabii bunu Ortadoğu için söyleyemeyiz. Birileri Ortadoğu üzerinde büyük oyunlar oynuyor. Oynamış oldukları oyunlar halkı kan gölünde boğuyor. Halkı göz yaşına boğuyor. Her ne kadar gözden kaçırılıyorsa da aynı şeyler bizim de ülkemizde yaşatılıyor. Bu doğrultuda sanat da bu konuda zarar görüyor çünkü sanat büyük bir sansür altında. Doğru şeyleri söyleyemiyorsunuz. Var olan şeylere bakıyorsunuz gerçekten Sanatta Recep İvedik gibi yapıtlarla kafalar karıştırılıyor,farklı algı yaratılıyor. Yazık bu halkla bu kadar oynanmaz, halka bu kadar ızdırap çektirilmez, halka bu kadar küçükmüş, yokmuş gibi bakılmaz. Böyle bir toplumu böyle bir halkı gerçekten üzülerek izliyoruz yani örgütlü bir toplumu yaratamamış olmanın olumsuzluğu bizleri de bu konuda acıtıyor. Yaşam fark edilmeli yaşamın içinde insanların hakları vardır. Yani o haklarına sahip çıkabilmeyi becerebilmeli. Toplum kendi hakları için mücadele etmeli, direnmeli, var olan kurumlarına sahip çıkabilmeli ama ne var ki görüyoruz bütün kurumlar esaret altında. Yargısından, askerine, polisinden, bürokratına kadar var olan halkların tüm kesimine böyle bir esaret yaşatılıyor. Bu birilerinin çıkarına baya büyük katkılar sunuyor. Rantlarını büyütüyor ama bu böyle gitmemeli insanlar gerçekten kendilerine yapılan oyunun farkında olmalı ve bu oyunu bozmalı diye düşünüyorum. Burada görev sanata düşüyor ama sanat bir şey yapamıyor. Biraz önce söylediğim gibi büyük bir sansür altında. Bir ülkenin aydınları yok edilmişse, bugün bu ülkenin aklı başında yazarları, çizerleri, sanatçıları, yani emek sunması gereken insanlar maalesef ki korkutularak geçimleri ellerinden alınarak dışarılara kaçabiliyorsa. Bu doğrultuda eğer siz bunu da dillendiriyorsanız bu dillendirmenin sonucunda, ya ensenizde namluyla geziyorsunuz yada içerdesiniz veya dışardasınız. Bu da sizin kendinize olan saygınızı yitirtiyor, sizin kendinize olan görevinizi yok sayarak sizi bertaraf ediyor. Ve insanlar artık öyle bir noktaya gelmiş ki intiharlar çoğalmış. Yani söylenebilecek çok şey var”.

    Sinemadan Para Kazanabildiniz Mi?

    “Ben sinemadan iyi paralar kazandım. Onu söyleyebilirim. Şu an çevreme baktığımda iyi diyebileceğim bir noktadayım. Yazlığım var, arabam var, Evim var. Belli bir emeklilik maaşım var. Düzenli bir hayatımın olduğunu söyleyebilirim, bunları hep sinemadan elde ettim. Siz akarken altına herhangi bir çanak tutmuyorsanız o akıp boşa gidiyor. Bizde sanatçı arkadaşlarımızın belli çoğunluğu bunun farkına varmayıp aman ya günümü gün edeyim diye yaşadığından ötürü. gece hayatıdır, kumardır,içkidir. Böyle bir düzensizliğin içinde oldukları zaman geçen zamanın farkına varmadan gerçekten çok mağduriyet çeker hale geliyorlar. Siz gelir mevcutken o geliri korumak zorundasınız. Sizin başka güvenceniz yok ki. Yani bu doğrultuda, kendime iyi durumdayım diyebiliyorum. Kimseye muhtaç değiliz. Kimseden hiç bir beklentim yok. Bu doğrultuda da elimden geldiğince çevreme de bir şey katabiliyorsam o da beni mutlu ediyor. Cüneyt Arkın, Kartal Tibet, Yılmaz Köksal v.b. büyük büyük değerler. Hepsiyle çok iyi çalışmalar yaptım. Hepsini farklı farklı seviyorum”.

    Anılar Vardır Birkaç Anı Yada Bir Anı Anlatabilir Misiniz?

    “Çok anı var hangisini anlatayım ki. Bunların her biri bir anı. Ben söyleyecek bir şey bulamıyorum. Bir şey söylersem diğerleri çok eksik kalır. Hepsi de çok değerli dostlar hepsi de giderken bizi gözyaşına boğdular”.

    Sizin Gibi Tiyatroyla, Sinemayla, Dizilerle, Uğraşmak İsteyenlere Ne Söylemek İstersiniz Nasıl Bir Yol İzlesinler Neler Yapabilirler?

    “Sanata karşı bir duyarlılıkları varsa kendilerini geliştirmeleri gerek. Daha iyiye daha güzele gitmek gerek. Artık günümüzde bunun sinema tv okulları var. Tiyatro okulları var ama özel ama devlet tarafından yapılan. Buralarla iletişim kurmalı, buralardan daha doğru şeyler öğrenerek mücadeleyi sürdürmeliler sanatın her alanı böyledir. Yani kendini bu konuda halka benimsetmek istiyorsan ve sanatı gerçekten doğru yapmak istiyorsan. Sana düşen bunun eğitimini almaktır. Eğer eğitiminizi alamıyorsanız bile eğitimini almış olan bir insandan sağlıklı bilgiler edinerek kendinizi bu konuda ispatlamanız gerekir”.

    Bir De Gözlem Çok Önemli Değil Mi?

    “Ben bir sanatçının çok terbiyeli çok saygılı olmasını isterim. Ben bir sanatçının öfkeye kapılmadan çevresine sevgi dağıtmasını isterim. Bir sanatçıya düşen budur. Bir de görgülü bilgili olması gerek. Yani en azından alt yapısının gelişmesi gerek ki karşı tarafa bunu yansıtabilsin. Öyle şeyler başımıza geliyor ki karşılığında senin verebileceğin bir cevabın yoksa bu seni çok üzüyor. Senin karşı tarafa bir şeyler anlatman gerekirken karşı taraf sana anlatıyor ve sen suskun kalıyorsun. Böyle sanatçılık olmaz. Sanatta çok iyi dinlemek, çok iyi araştırmak, ilgilenmek, okumak ve aynı zamanda öğrendikleriyle kendi yaşamında var olan öğretisi adına sentezleyip onu güzel bir noktaya taşımak. Tam da söylediğim gibi gözlem. Ayrıca ustalarına karşı da çok saygılı olmalılar. Çünkü onlar öğretmendir. Yani öğretmenlerimizi gerçekten dinlemek gibi bir çabamız olmalı yani ben yaparım, ben ederim gafletine düşmemek lazım”.

    Genel Yayın Yönetmeni : Murat Karakaş