More
    Ana SayfaELEŞTİRİTiyatro Keyfi'nin yeni eseri, Arbuzov'un klasikleşmiş metni uluslararası yönetmen Kemal Başar'ın rejisiyle"Söz...

    Tiyatro Keyfi’nin yeni eseri, Arbuzov’un klasikleşmiş metni uluslararası yönetmen Kemal Başar’ın rejisiyle”Söz Veriyorum”

    Dünya Savaşı sırasında kuşatma altındaki bir şehirde yaşanan umutsuzluk ve yıkım sürecinde üç arkadaşın hayat mücadelesi içinde yaşadıkları aşkı konu alan Tiyatro Keyfi’nin yeni eseri, Arbuzov’un klasikleşmiş metni uluslararası yönetmen Kemal Başar’ın rejisiyle “Söz Veriyorum” tiyatro oyunu 16 Aralık Cumartesi günü Şişli Kats Sahnede prömiyer yaparak tiyatro severler ile buluştu. Prömiyerleri severim çünkü heyecan, coşku bir aradadır.

    Oyunları Doğu Avrupa ülkeleri ile İngiltere, Almanya ve Japonya gibi ülkelerde basılıp oynanan, dünya çapında ün kazanmış Usta yazar Aleksei Arbuzov’un kaleme aldığı ve Fatoş Sevengil’in çevirisini yaptığı, uluslararası yönetmen Kemal Başar’ın yönettiği üç kişilik ve üç perdelik tiyatro oyununun, oyuncu kadrosunda Savaş Alp Başar, Zelal Barlas, Efe Can Karakaya yer alıyor.

    Dev eserin konusu kısaca şöyle; 1942 yılında 2. Dünya Savaşı sırasında bombardıman altındaki kentte yaşam savaşı veren üç gencin yolu sığındıkları neredeyse yıkıntı halindeki evde kesişir. Birbirlerinden başka kimseleri kalmayan Lika, Marat ve Leonidik’in savaş sırasında ve sonrasında yaşadıkları, umutsuzluk ve yıkım içinde yeşeren aşkları, sevgileri, hayal kırıklıkları, sevinçleri, kavgaları ve acıları aralarında ölümsüz bir dostluğa dönüşür.

    Ve hazırsanız yorumlaya başlıyorum; klasik eserleri yorumlamak benim için normalde yeni yazarların yazdığı oyunları yorumlamaktan çok daha kolay çünkü klasik eserler defalarca sahnelendiği için hakkında üç beş bilgiye sahip oluyorsunuz ancak yeni yazarların yazdığı oyunları oyunların önermelerini sahnede yakalamak oldukça zor ama keyifli. “Söz Veriyorum” klasik bir eser ama açık söyleyeyim yorumlamak benim açımdan ne çok kolay, ne çok zor. Kolaylığı tabii ki savaş karşıtı bir oyun olduğunu bilmek. konusuna da hakimim aslında burada zor olan metnin biraz karmaşık oluşu. diyaloglardan, rejiden, oyunculardan metne dair bir şeyler almak yani metin ne bize anlatmak istiyor? sizlere doğru aktarmam burada çok önemli benim için. Dönemsel açıdan çok büyük acılar içinde geçen yıllar. Oyuncakları ile oynaması gereken yaşlarında acı ile tanışan, savaşın tüm acımasızlığını gören ve hayatta kalma mücadelesinin ne demek olduğunu erken yaşta anlayan masum çocuklar. Kıtlık, açlık, zorbalık ve aile bireylerini kaybetmenin acısı o taze beyinlerin, o masum bireylerin çektiği zorlukların bir kaçı sadece. Baktığımızda günümüzde de Dönemsel açıdan çok büyük farklar yok. Korona illetinden bizde nasibimizi aldık. Koronadan sonra bizim ülkemizin de başına gelmeyen kalmadı, depremler, seller, üretimin azalması, her şeye yapılan zamlar, yokluk ve açlık. Umarım bizde toparlarız. Dolayısıyla “Söz Veriyorum” bize çok ama çok şey anlatıyor. Aslında bu oyunun savaş karşıtı olmasının dışında başka bir mesaj kaygısı olduğunu fark ettim. Savaşın tüm acımasızlığını gören ve hayatta kalma mücadelesi veren insanların çoğu hayatta kalmak için elinden gelen ne varsa yapmaya hazırdır. oyunu kuralına göre oynamak zorunda kalırlar tabii bundan dolayı kimse onları kötü olarak düşünemez çünkü o dönemde onların neler yaşadığını, iç dünyalarını hiç kimse bilemez. Benim Cumartesi akşamı oyundan net aldığım bir çok mesajın içinden en iyilerinden biri, savaşın tüm acımasızlığına rağmen masumiyetin kaybolmaması, iyiliğin kötülük karşısında dimdik hayatta kalması. Aşk ve insan sevgisi üzerine evrensel gerçekleri bulduğumuz bir tiyatro oyunu olduğunu da söyleyebilirim. Aldığım bir diğer mesaj yine sevgi ile alakalı ama saf sevgi, dürüst olayım oyunu izlerken ister istemez sanattan anlamayan cahil kesimi düşündüm. Umarım spoiler vermiyorumdur; sahnede bir kadın var ve ona aşık olan iki erkek. Tam bir karmaşa. Maalesef cahil kesim kadın için ne söyler tahmin edersiniz. O yüzden ben burada söylemeyeyim. Sanattan anlayan bizler içinse Marat,Lika, Leonidik saf insanlığın birer sembolü. Marat,Lika, Leonidik’in arasında yaşananlar, saf ve temiz duyguların kötülüğü öldüreceğinin bir kanıtı. Kötülüğe, kana, vahşete rağmen aşk ile, dostluğun dünyayı güzelleştirdiğinin muazzam anlatımı.

    Rejiden bahsederek devam edeyim dün akşamki izlenimlerime; Öncelikle üç perde olmasına rağmen “Söz Veriyorum” tiyatro oyununun izleyiciyi sıkacak derecede ilerlemediğini, gayet akılda kalıcı ve akıcı olduğunu düşündüğümü söyleyerek başlayayım. Üç farklı dönem seyirciye aktarılıyor dolayısıyla dönemler arası geçişlerde, hikaye üç perde boyunca yekpare bir biçimde çok iyi işlenmiş. Kemal Başar yine elinden gelenin en iyisini yapmaya özen göstermiş tiyatroların birbiri ile savaş halinde olduğu bu dönemde.Kemal Başar kendisi ile savaş halinde, daha önceki rejilerindeki kaliteyi de düşünürsek, hep bir basamak üstüne çıkan bir yol izlemeyi tercih ediyor. Metnin derinliğine sağlam inildiğini ve sanatsal anlamda sağlam bir oyun izlediğimi söyleyebilirim. Üç farklı karakterin hikaye de işlenişi çok iyi. Anlatılan hikayedeki üç kişinin de kendilerine özgü ayrı varoluş çabasını sahnede net alabiliyorsunuz. Oldukça etkileyici ve birebir gerçeği andıran dekor tasarımı, dönemler arası geçişleri yansıtan kostüm tasarımı, yarattığı atmosfer gereği çok önemli bir yer tutan ışık tasarımı, girişte savaşın ortasında kalmış olduğumuzu hissettiren ses efektleri, Savaş Alp Başar tarafından oyuna özel hazırlanan müzikler ve görsel anlamda yine içimizde coşku uyandıran koreografiler. Özetle biz izleyicilerini sonuna merak ettirmeyi başarıyor Kemal Başar.

    Oyunculukları da kendimce değerlendirerek devam edeyim; prömiyer olması sebebiyle sahnedeki oyuncuların öncelikle heyecanını gözlemledim. Kendilerine verilen büyük sorumluluğun farkında bir şekilde sahnedeki üç oyuncunun da rollerinin hakkını verdiklerini ve gösterdikleri çabaların karşılığını seyirciden olumlu reaksiyonlar aldıklarını gördüm. En ufak bir şekilde bana yansıyan bir heyecan duygusu hissetmedim. Ne seslerinde titreme, ne hareketlerinde anormallik. Anormallikten kastım heyecandan kaynaklı dil sürçmeleri yada tekleme. Nasıl çalıştıklarını tam bilmesem de heyecanlarını kontrol edebilmeleri açısından hayran kaldım. Savaş Alp Başar zaten artık üzerine konuşulmayacak düzeyde sahneye hakim bir oyuncu bana göre. Zelal Barlas ve Efe Can Karakaya’da cumartesi akşamı sahneye hakimlerdi ama daha yolun çok başındalar eğer bu aşk ile çizgilerini silmeden üzerine yeni çizgiler çizerek devam ederlerse ilerleyen zamanlarda daha da güçlü performanslarını izleyeceğime inanıyorum. Diyerek yorumumu burada sonlandırıyorum.

    Dip not : “Tiyatro Keyfi” 10.yılını ve Cumhuriyetin 100.yılını Aleksei Arbuzov’un kaleme aldığı ve Fatoş Sevengil’in çevirisini yaptığı, “Söz Veriyorum” eseri ile taçlandırarak kutladı. Sanatsal Faaliyetler genel yayın yönetmeni olarak “Tiyatro Keyfi” ekibinin sanat ile dolu dolu geçen 10. yılını kutluyorum. Daha nice kaliteden ödün vermeyen projelerde görüşmek umuduyla ki zaten şüphem yok.

    Genel Yayın editörü Murat Karakaş